batısında, Suruç’un 5.km doğusunda ve Suriye sınırına yaklaşık 15.km mesafede yer almakta olup düz ova niteliğinde bulunan ve Müslüman bir Kürt köyü olan bu köyün kuruluşu Osmanlı döneminde 18.YY’ın sonlarına dayanmaktadır. Daha önce yerleşim birimi olmayan Hındırhez köyü, Suruç’un tek aşiret olan dönemlerinde BARAZİ aşiretinin Dınnay kolundan Bedirkanlardandır. Oymaklı muhtarlığına bağlı olan bu
köy, yaklaşık 2.km uzaklıktaki köyün batısında bulunan ve kökenlerinin dayandığı yer olan Müdeyp köyünden 1800’li yıllarda 4 kardeş aileleriyle birlikte akrabalarından ayrılarak bu alana yerleşmişlerdir. İlk olarak bu köyü yerleşim haline getiren dört kardeşlerden Mısi İbeler, Mıs Haciler, Mısi Reşolar ve Mıs Oliklerdir. Bu dört "mıs" ler (müslüm) köyün gelişimine ön ayak olmuşlardır. Dört aile köyün dört bir yanında sürekli ayrı ayrı kazanlarda yemeklerini pişirdiklerinden dolayı bunlara bu yönüyle de “Dört Kazanlar” da denilmektedir.
İki atadan oluşan bu köy 1934 yılında kabul edilen soyadı kanunu ile bir ata Tuğalan, Tulan, Yüzügülen, Yüzügüldü, Yıldıztekin, Şimşekli, Sezikli ve Kılıç, diğer ata ise Uğurlar ve Bali soyadlarını almışlardır. Kürtçede “HINDIR” kelimesi, iç anlamına gelmektedir. İç, içerisi, dahili gibi. İnsanın içi, köyün içi gibi. “HEZ” kelimesi ise, hazdan kaynaklanmaktadır. Sevmek, sevgi, şen, şenlik gibi anlamlara gelmektedir. Dolayısıyla “HINDIRHEZ” birleşik kelimesi; içi sevgi dolu, içi sevgili, içinde şenlik olan, içinde sevmek hissi olan anlamlarına gelmektedir. (Birine kürtçe olarak “Ez jı te hez dıkım” dediğinde, “Ben seni seviyorum” anlamına gelmektedir.) Rakımı yaklaşık 500’lerde bulunan bu köyün yaklaşık 2.000 dönüm arazisiyle taşlıksız, taban ve düz bir arazi yapısına sahip olup verimli topraklarıyla köydeki insanlar genellikle toprak tarımıyla uğraşmaktadırlar. Dağlık bölge olmadığından genellikle sadece günlük ihtiyaçları için az sayıda küçükbaş hayvancılıkla uğraşanlar da bulunmaktadır.
1980’li yıllarda bölgede Atatürk Barajının inşaası nedeniyle yapılan Urfa tünelinin bir boru şeklinde Fırat nehrinin sularını Harran ovasına akıtma projesi kapsamında tünel yatağında bulunan yer altı ve yer üstü kaynak sularını besleyen gözeneklerin betonlarla doldurulmasıyla Suruç’a hayat veren çay niteliğindeki akarsular ve yer altı kaynaklarının kurumasına sebep olmuştur. Bilinçli olarak yapılan bu durum neticesinde bölgede artık kuraklık hakim olmuş, çoğu bağ ve bahçelerin hemen hemen hepsi kurumuş, sulu tarım ve ağaç bahçeleri kuruduğundan bu sebeplerle bölgeden yoğun göçler başlamıştır. Köyümüzde, biri batısında ve diğeri de doğusunda olmak üzere iki adet su kuyusu bulunmaktaydı. Kuyuların üzerinde sal mevcut olup, yaklaşık 10-15 metre derinlikten sakalarla su çekilmekteydi. Ayrıca yine aynı konumda iki adet yapay küçük gölet bulunmaktaydı. Yağmur sularının biriktiği bu göletlerde hayvanlar sulanırdı. Yaz aylarında da köy çocuklarının yüzme ve serinleme alanıydı. Tabi ki bu kuraklık yüzünden hem kuyular ve hem de göletler kuruyup şu anda yerinde hiçbir eser bulunmamaktadır. Köyde yağmur suyuna dayalı olarak genellikle başta mercimek ve arpa olmak üzere az miktarda buğday, kimyon, nohut, susam vb. tarımı yapılmaktadır.
1980’li yıllardan itibaren suyun yavaş yavaş çekilmesi nedeniyle susuzluğa daha dayanıklı olan yaklaşık 5.000 fıstık fidanı dikilmiştir. Şu anda tam olarak yetişmiş bulunan fıstıklıklardan başka az sayıda zeytinlikler de bulunmaktadır. Köyümüzde Kesme denilen Lahit taş ocağından başka herhangi bir tarihi eser bulunmamaktadır. Ancak halen yıkılmamış, birkaç adet kerpiçten yapılmış Harran kubbe evleri tarzında ev bulunmaktadır. Bölgedeki kuraklık ve işsizlik nedenleriyle genellikle Suruç, Urfa, Antep, Mersin ve İskenderun bölgelerine ailelerin göç etmeleri nedeniyle şu anda köyde sadece 5-6 aile ikamet etmektedir. Köydeki nüfusun azlığından dolayı mevcut okul ve sağlık ocağının kapalı olup işlemediğinden dolayı yıkılmaya yüz tuttuğu bu köyde, 1980 yılında Suruç ilçesinin cuntacılar tarafından 36 yıl müebbet hapis cezasına çarptırılmasının ardından Suruç’a yeniden hayat verecek olan Baziki sulama projesi kapsamında yıllardır uyuyan tarım arazilerinin sulanabilmesi neticesinde köyün tekrar hayat bulacağı ve cezasının biteceği 2016 senesini tüm Suruç halkı gibi o da heyecanla beklemektedir. (Nihayet 2016 yılında tamamlanan sulama projesiyle köyümüz yeniden hayat bulmaktadır. Şu anda sulu tarıma geçilmiş olup, başta pamuk olmak üzere mısır, buğday gibi ürünler hayli yoğun bir şekilde ekilmektedir. Bu nedenle yılda iki ürün elde edilmektedir.)
1990’lı yıllardan itibaren köyden yoğun göçler başlamış ve bunun neticesinde eğitime daha da önem verilmiş, bu eğitimler neticesinde doktor, mimar, avukat, mühendis, öğretmen, maliyeci ve diğer memur kadrolarında çok sayıda istihdam sağlanmıştır. Halihazırda, kız ve erkek olmak üzere ve başta İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Balıkesir ve diğer illerde eğitimlerine devam eden köy ailelerine mensup öğrenciler bulunmaktadır. Bunun üzerine yeni nesilde % 90’ın üzerinde lise ve üniversite düzeyinde bir eğitim seviyesi söz konusudur. Köyümüze mensup ailelerde; Çok eski yıllarda var olmakla beraber Ne yazık ki günümüzde Yargı ve Ordu hizmetlerine mensup görevli kişiler bilindiği kadarıyla henüz bilinmemektedir. Ancak, diğer kamu idarelerinde çok sayıda görevlileri halen bulunmaktadır.