12/02/2026
“Rızalık toplumu” diye tarif edilen bir inanç ve kültür havzasından geliyoruz ama bugün aynı coğrafyada kadınlar vahşetle katlediliyor. Bu sadece bir suç değil, bir kültürel ve ahlaki kırılma göstergesidir..
Rızalık Toplumundan Nasıl Buraya Geldik?
Pazarcık’ta bir Alevi kadının katledilmesi, sıradan bir adli olay değildir. Bu, yalnızca bir bireyin hayatının elinden alınması değil; bir toplumsal değer sisteminin çöküş işaretidir çünkü Alevi öğretisi, tarihsel olarak “rıza”, “ikrar”, “eline-diline-beline sahip olma” ve “canı incitmeme” ilkeleri üzerine kuruludur. Bu ilkelerin yaşadığı bir toplumda kadın cinayeti, sadece hukuki değil, ontolojik bir yıkım anlamına gelir.
Bir insanın –hele ki bir kadının– hayatının zorla elinden alınması, rızalık ilkesinin tam zıddıdır. Bu sadece bireysel öfke değil, rızalık kültürünün yerini erkek egemen mülkiyet zihniyetine bırakması demektir.
Alevi Öğretisinde kadın;“Eş” değil “eşit”tir.
Cem’in öznesi, yolun taşıyıcısıdır, bu minvâlde bir kadının katledilmesi, Alevi ahlakına göre Hakikat’in yüzüne vurulmuş bir darbedir. Çünkü her can “Hak’tan bir parça” olarak görülür. Kadına yönelen şiddet, bu anlayışın fiilen terk edildiğini gösterir.
Peki Bu Şiddet Nereden Geliyor?
Bu noktada dürüst olmak gerekiyor:
Bu cinayetler “Alevi kültürü”nden değil, Alevi kültürünün zayıflamasından besleniyor.
Tamda burada aşınan/zayıflayan alanlara değinme ihtiyacı duyuyorum, nedir bu alanlar;
-) Geleneksel Yol Değeri Yerine Geçen Modern Hastalık,
-) Rızalık Kontrol ve sahiplenme,
-) Cem disiplininin aşınması,
-) Bireysel öfke kültürünün yaygınlaşması,
-) Pir-talip bağındaki kopma ile açığa çıkan denetimsiz bireycilik,
-) Toplumsal yüzleşme yoksunluğu ve ceza korkusuzluğu,
-) Hak bilincinden kopuş ve erkek egosunun yükselişi..
Toplumsal bağların çözülmesi, erkânın gündelik yaşamdan kopması ve patriyarkal zihniyetin güçlenmesiyle, kadın artık “can” değil, “mülk” gibi görülmeye başlanıyor işte asıl kırılma burada.
Bu durum bir “Ahlaki Depremdir”
Bu olaylar, tekil cinayet değil; bir etik sistemin çöküşüdür. Eskiden bir cana zarar veren kişi sadece hukuken değil:
Toplum karşısında hesap verir,
Yol erkânında sorgulanır,
Rızalık dışına düşerdi.
Bugün ise birey, toplumsal vicdandan kopuk yaşıyor. Cem ahlakı yerini yalnızlaşmış, öfkeli, hesap vermeyen bireye bırakıyor.
Asıl Soru: Yol Nerede Koptu?
Kadın cinayetleri bize şunu gösteriyor;
Yol konuşuluyor ama yaşanmıyor.
Erkân anlatılıyor ama içselleştirilmiyor.
Rızalık kavramı tören dili olarak kalmış.
Rızalık kültürü ritüel değil, yaşam pratiği olmalıydı. Kadın güvenli değilse, o toplum rızalık toplumu değildir.
Bu Olay Bizlere Neyi Hatırlatmalı?
Bu cinayet, bir çağrı olmalı;
Erkeklik anlayışını yeniden sorgulama çağrısı,
Cem ahlakını gündelik hayata taşıma çağrısı,
Kadını “namus nesnesi” değil “Hak canı” görme çağrısı,
Rızalık ilkesini sadece sözde değil, ilişkilerde yaşatma çağrısı...
Pazarcık’ta katledilen kadın, sadece bir kişi değil; rızalık toplumunun kaybettiği vicdanın simgesidir.
Bir toplumda kadın korku içinde yaşıyorsa, o toplum yolunu kaybetmiştir. Alevi öğretisi, kadının yaşadığı yerde yaşar; kadının sustuğu yerde susar; kadının öldürüldüğü yerde yaralanır.
Bu yüzden mesele sadece adalet değil, Yol’un yeniden hatırlanmasıdır.
Pazarcık'ta katledilen Alev Koç canımızın devri dâim, aidiyetlerininse başı sağolsun....