09/08/2017
Toroslar Belediyesi Şehir Tiyatrosu
2017-2018
1.Sınıf Tradları
Kadın: Dario Fo Yalnız Kadın
Radyo yüksek sesle çalmaktadır. Sahne önünde olduğu düşünülen pencereye doğru ilerler ve sanki karşı binada birisini görmekten çok memnun olmuşçasına durur. Yüksek sesle, dikkatlice.
Kadın 1: Signora, Signora... Günaydın! Ne zamandan beri karşımda oturuyorsunuz. Taşındığınızı fark etmedim bile. Hep boş zannediyordum. Memnun oldum... (Bağırır)... "Memnun oldum" diyorum, duymuyor musunuz? Ha... Haklısınız... Radyo... Bir dakika hemen kapatıyorum. (Devam eder) Kusura bakmayın... Evde yalnızken radyoyu sonuna kadar açmazsam, kendimi asmak geliyor içimden... Bu evin her odasında sürekli çalan bi şeyler vardır. Bu odada hep açık duran bir pikap var. (Kapıyı açmaya gider) Duyuyor musunuz? (Müzik sesi duyulur sonra kapıyı yeniden kapatır) Mutfakta da bir kaset teyp. (Bir başka kapıyı açar. Kapar.) Duydunuz mu? Böyle olunca evin içinde nereye gidersem gideyim kendimi hiç yalnız hissetmiyorum... (Masanın yanına gider, işine başlar. Erkek gömleği ütüler) Yoo, yatak odasında yok... Daha neler (çık çık) orda televizyon var... Hep açık durur... Sesi de açık... Şimdi bir ayin var, ilahi söylüyorlar... Lehçe... Ne dil... Tam papaların dili... Anlaşılması olanaksız... Evet... Bu da hoşuma gidiyor, dans etmek söz konusu değil tabii... Ama gürültü olsun yeter... Beni yalnızlıktan kurtarıyor... Siz ne yapıyorsunuz yalnızlık çekmemek için? Haa oğlunuz var... Ne şans... Ay... Ne aptalım benim de bir oğlum var, hatta benim iki tane var... Biri büyük, biri küçük... Ama bana arkadaşlık etmezler... Büyük olan büyük, onun kendi arkadaşları var. Küçüğü evde hep benimle ama oda küçük... Hep uyur, kaka yapar, mama yer, horlar, hem de bir horlar, büyük adam gibi... Ama ben yakınmıyorum, evimde mutluyum, hiçbir şeyim eksik değil, kocam hiçbir şeyimi eksik etmez... Her şeyim var... Benim şeylerim var... Buzdolabım var... Biliyorum herkesin buzdolabı var ama (önemseyerek) benimki buzları yuvarlak yuvarlak yapıyor. Sonra çamaşır makinem var... 24 silindirli... Yıkıyor ve kurutuyor, hem de nasıl kurutuyor. Bazen ütüleyebilmek için yeniden ıslatmam gerekiyor. Öylesine kazık gibi oluyor... Sonra düdüklü tencerem var... Sonra mikser, mikserim var... Her odada müziğim var. Daha ne isterim... Eninde sonunda yalnız bir kadınım...
Radyo çalmaya başlar. Kadın 1, boşluğa bakarak donar. Kadın 2, elinde tencere, bıçak, patates ile sahneye gelir ve patatesleri soymaya başlar.
Erkek: Shakespeare Hamlet
Verdiğim parçayı, ne olur, dediğim gibi, rahat, özentisiz söyle. Çünkü birçok oyuncular gibi söz parlatmaya kalkacaksan, mısralarımı şehrin tellalına okuturum daha iyi. Elini kolunu da havalara savurma öyle; ölçüsünde, tadında bırak her şeyi. Duyduğun coşkunluk bir sel, bir fırtına, bir kasırga gibi de olsa, onu dindirecek bir hava bulmalı, buldurmalısın. Doğrusu, yürekler acısı geliyor bana gürbüz bir delikanlının, takma saçlar sakallar içinde, bir acıyı yüreğini paralarca, didik didik ederce bağırıp halkın kulaklarını yırtması; o halk ki çoğu kez anlaşılmaz, dilsiz oyunları, gürültü gümbürtüyü sever. Bir oyuncu Termagant'ın kendisinden daha yaygaracı, Nemrut'tan daha nemrut oldu mu, hak ettiği şey kırbaçtır bence. Bu hallere düşme, rica ederim.
Fazla durgun da olma; aklını kullanıp ölçüyü bul. Yaptığın söylediğini tutsun, söylediğin yaptığını. En başta gözeteceğimiz şey, yaradılışa, tabiata aykırı olmamak. Çünkü bunda sapıttık mı tiyatronun amacından ayrılmış oluruz. Doğduğu gün de, bugün de tiyatronun asıl amacı nedir? Dünyaya bir ayna tutmak, iyilerin iyiliklerini, kötülerin kötülüklerini göstermek, çağımızın ne olup ne olmadığını ortaya koymak. Gerçeği büyütmek ya da küçültmekle bilgisizleri güldürebilirsiniz, ama bu bilenleri üzer; oysa bir tek bilgili dost, bilgisiz bütün bir kalabalıktan daha önemli olmalı sizin için.
Ah ben öyle oyuncular gördüm ki sahnede, öyle beğenilen, alkışlanan oyuncular gördüm ki, günaha girmeyeyim ama, değil Hıristiyan, değil Müslüman, insan bile değillerdi. Öylesine şişirme, uydurma hallere giriyorlardı ki, dedim bunları tabiatın kaba işçileri yaratmış olmalı, insan yapıyorum derken insanlığın berbat bir kopyasını yapmışlar.
Az çok değil, iyice yenmeli bunu. Sakın söyleyeceklerinden fazlasını söyletmeyin soytarılarınıza. Öylelerini gördüm ki, kendi başlarına gülmeye ve seyircilerin en anlayışsızlarını güldürmeye kalkıyorlar. Hem de oyunun anlayış isteyen en can alıcı yerinde. Kötü bir şey bu; acıklı bir budalalık bu yoldan tutunmaya çalışmak. Haydi, gidin hazırlanın.