23/05/2026
“Şale Şale”
Bazı sesler vardır, insanın aklında kalır…
Aradan yıllar geçse bile unutulmaz.
Bizim için o seslerden biri Haci’nin sesi,
bir diğeri de tozu dumana katarak köyün girişine kadar gelen Zılfo’nun dolmuşuydu…
Vallahi,
70’li ve 80’li yıllarda Memişkahya ile Pazarcık arasında çocuk olmak ayrıcalıktı.
Yayla Yolu…
Tam bu zamanlarda evlerde yayla hazırlıkları başlardı.
Büyükler yol hazırlığı yapardı ama en büyük heyecanı biz çocuklar yaşardık.
Çünkü bizim için mesele sadece yaylaya gitmek değildi…
Yolun heyecanı, bahçelere dalmak, gece birlikte oyun oynamak ve en güzeli de dağlarda bağıra çağıra özgürlüğü hissetmekti.
Hele hele evlere gelen o çerçiciler…
O göç var ya, o göç…
Develer, katırlar…
İşte bizim çocukluğumuz orada başlardı.
Yolun sesi bile mutluluk verirdi insana.
Özgürlük görünürdü sanki…
Hele bir de gidemeyen çocuklar vardı…
Arkamızdan sessizce bakıp iç çeken,
gözleri dolu dolu kalan…
Biz sevincimizi saklayamazken,
onların içindeki burukluğu şimdi, yıllar sonra daha iyi anlıyoruz.
Katıra binince başka bir dünyaya giderdik.
Yol boyunca bazen üstünde uyuya kalırdık.
Altımızdaki katırlar bize o zamanın BMW’si, Mercedes’i gibi gelirdi.
Hâlâ o günler aklımızda…
Önce Ayrone, Karvi Ov ve Nole Tutuke.
Sonra Yoğsıle ya da Yoşele’ye vardığımızda artık özgürdük.
Şimdi düşünüyorum da…
Biz aslında o yerleri değil, yaş ilerledikçe çocukluğumuzu özlüyoruz.
Haçi’nin Şale Şale’si…
Zılfo’nun Dolmuşu…
O korna sesi, o tozlu yollar, o çocukların sevinç çığlıkları…
Hepsi geride kaldı.
Biz o çocuklar çoktan büyüdük.
Bazılarımız toprağa verildi,
bazılarımız çok uzaklara gitti…
Ve o zamanlar geri gelmeyecek.
Evet, çok çileliydi, çok sıkıntılıydı…
Ama geçmişini unutmayanın önü açıktır, vicdanı geniştir.…
Köylümüzün anlatımıyla
Yazan: Vakkas Coksayilir