11/09/2026
Kemal Okuyan Türkiye Komünist Partisi - TKP Genel Sekreteri
Şu anda siyaset alanında ne görüyoruz? Özetle…
İktidar rakip bildiği siyasi partiyi ya da siyasetçileri kayyımla, tutuklamalarla, sonu gelmeyen operasyonlarla kuşatmaya devam ediyor.
Bütün bunlar bazıları için bir şantaja dönüşüyor ve belediye başkanları, milletvekilleri, belediye meclis üyeleri iktidar saflarına geçiyor.
Kuşatma neden, transferler sonuç gibi görülebilir. Bir açıdan evet. Ancak, ana muhalefet partisinin içinden iktidara sığınanların sayısı bize aynı zamanda neden-sonuç ilişkisini tersine çevirebileceğimizi de gösteriyor.
Türkiye’nin 25 yıldır yaşamış olduğu toplumsal gerginliğe rağmen, bu gerginliğin bir tarafını temsil ettiğini ileri süren partiden iktidar partisine geçmek için kuyruk oluşması, iktidarın söz konusu kuşatmayı bu kadar kolay becerebilmesinin nedeni olarak da görülmeli.
Yanlış anlaşılmasın, iktidar başka kesimleri de sindirmeye çalışıyor. Ancak burada sözünü ettiğimiz, Türkiye’de son seçimden birinci çıkan partinin başına gelenler. Bütün bu tuhaflıkları iktidarın zorbalığı ile açıklamak en kolayı.
Toplumsal ve siyasal olaylarda en kolay ulaşılan sonuçlar, çoğunlukla yanlış olandır.
Yurttaşlarımızı bu kolaycılıktan vazgeçmeye ve daha farklı bir siyaset tarzına davet ettikçe “gerçekçi siyaset yapmamak”la eleştiriliyoruz. Olsun.
Peki bu süreç nereye gidiyor?
Varsayalım ki, iktidar bastırdı biraz daha ve sürekli iddia edildiği gibi Cemil Tugay’a ve de hatta bugünün konusu Mansur Yavaş’a rozet taktı. Bunun sonucu ne olur? Türkiye seçimlerin tamamen önemsizleştiği hatta yapılmadığı bir ülkeye mi dönüşür? Diğer partilerin hükümsüzleştiği bir tek parti iktidarı tescillenir mi?
Hayır bu olmaz, siyaset alanındaki bu daralma Türkiye toplumundaki sarsıntı, arayış ve gerginliği ortadan kaldırmaz ya da onu istenen ölçüde baskılayamaz. Dahası, bu şekilde devam edilirse, AKP bir parti olma vasfını kaybeder ve içinde bugün de varolan ama bir biçimde kontrol edilebilen hizipler bayağı particiklere dönüşür ve ortada “tek parti” filan kalmaz.
Tarihten örnekler veriliyor, işte İtalya’da şöyle olmuş, Almanya’da da böyle olmuş filan. Oldu evet. Ama bilinmeli ki, 2026 Türkiye’sinde bu toplumu baskı-onay mekanizmalarını kullanarak, daraltılmış bir siyasal-ideolojik hattın içinde birkaç yıllığına dahi olsun tutmanın koşulları yok. Şu anda ve öngörülebilir bir gelecekte yok.
Kılıçdaroğlu’nu transfer etsen de yok, “Türkler tek başına yapamadı, şimdi Türk-Kürt birlikte yapacağız” söylemiyle de yok.
Bu söylediğim yaşananları önemsizleştirmiyor ama bilinsin ki, çaresizlik içinde pusulasız sürükleniyor da olsa, bu toplumun farklı farklı kesimleri, farklı farklı konulara itirazlarını asla geri çekmiyor, çekmeyecek. Türkiye’de düzen siyasetinin tüm demirbaşları AKP’de toplansa bu durum değişmez.
İşte bu karmaşada, yurttaşlarımızın sorunlarının kaynağına işaret eden, “itiraz”ları tasnif eden, bir bölümünü önemsizleştiren, bir bölümünü cesaretle karşısına alan, ama halkın büyük çoğunluğunun çıkarlarını dillendiren bir programa, bir Türkiye tasarımına şiddetle ihtiyaç var.
106. yılını kutlayan TKP’yi de bir “itiraz” olarak benimseyen birçok dostumuz bu “itiraz”ı en başta özet geçtiğimiz düzen siyasetindeki kısırdöngünün içinde yüksek kalorili bir yakıt olarak görmek istedikleri için bize sürekli “peki ama siz ne öneriyorsunuz” diye sormakta.
Ne önerdiğimiz çok açık aslında. Ama yeterince ikna edici olmuyoruz demek ki. O halde TKP hızlı ve etkili bir biçimde son dönemde sayısı çok büyük bir hızla artan “haklılar, doğru söylüyorlar” noktasındaki dostlarını birlikte yürümeye ikna etmeyi bir görev bilmeli. Temel gündemlerimizden biri işte budur.