28/02/2017
EKMEĞİ PAYLAŞMAK EKMEKTEN DAHA LEZZETLİDİR...
Dersin sonuna gelinmişdi.Öğrenciler çıkmak için sâbırsızlanıyordu.Defter ve kitâblarını çantalarına koydular.Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar.Yalnız, Ali hazırlanmamışdı.
Gecikmek için de elinden geleni yapiyordu.
Nihâyet zil çaldı.Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi.Ali, yerinden kalkmadı.
Ağır ağır eşyasını topladı.Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor,bir
yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.
Öğretmeni, onun bu hâlini farketdi:
- "Hayrola Ali, dedi.Eve gitmeyecek misin?"
Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevâb verdi:
- "Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim."
- "Peki, dedi öğretmeni.Ne söyleyeceksin bakalım?"
- "Ahmet arkadaşımız var ya.. ! ".
- "Evet, ne olmuş Ahmed'e?"
- "Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi
şeyler koymuyor."
- "Eee?"
- "O'na yardim etmek istiyorum.Ama benim yardım etdiğimi bilirse üzülür.
Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verir siniz?"
Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu.
Nurhân Öğretmen,paraya dokunmadı.
Sandalyesine oturup düşündü.
Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla âilesinin durumu
pekiyi değildi.Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve
düşünceliydi.Zengin bir ailenin çocuğu değildi.Buna rağmen yardım etmek istiyordu.Üstelik yardım
etdiğinin bilinmesini istemiyordu.
Nurhân Öğretmen:
- "Dur bakalım Ali, dedi.Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz
pekiyi değil.Yanlış mı biliyorum?"
- "Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi.Çoğu zaman iş
bulamıyor.Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum."
- "Nerede çalışıyorsun?"
- "Simit satıyorum."
Nurhân Öğretmen yine durup düşündü.
İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi?Bunun gerçekleşmesi zordu.
O'nu, bundan vazgeçirmek için bir çâre bulmalıydı.Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı.
Onunla birâz daha konuşursa,belki bir yolunu bulurdu.
Nurhân Öğretmen, Ali'ye dõndü:
- "Büyüyünce ne olmak istiyorsun ?" diye sordu.
- "Çok zengin bir işadamı... ! "
- "Niçin?"
- "Insânlara daha çok yardım etmek için... ! "
- "Güzel, "dedi Nurhân Öğretmen.
"Bak şimdi Ali, Ahmet'in ailesinin
durumu pekiyi değil, bu doğru.Ama sizinki de bundan pek farklı değil.
İstersen acele etme.Çok zengin olduğun zaman insânlara yardim
edersin.Olmaz mı?"
- "Olmaz, dedi Ali.Şimdi yapmalıyım."
- "Neden olmaz?"
- "Üç sebepten dolayı olmaz."
Birincisi:
Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allâh, beni insânlara
sevimli gösteriyor.Insânlar da bundan etkileniyor, daha çok. simit alıyorlar.
Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum.
Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.
İkincisi:
'Ağaç yas iken eğilir.' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmazsam
büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu
zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum.
Üçüncüsü ise ;
Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum.
Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar."
Nurhân Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
- "Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım" dedi.
- "Açıklayayım öğretmenim" dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için,
ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum.Bundan
fazlasını veremem.Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor.Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parası kadardır.
Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim.
Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu?"
Nurhan Öğretmen'in gözleri doldu.
Başını 'Evet' anlamında sallarken Ali'yi evine yolladı.Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını farketdi. Eşyâlarını toplamak için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını gõrdü. Sandalyesine gayri ihtiyâri oturdu ve paraları eline aldı.
Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti.Sanki elinde dünyânın en
kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu.Hatta bu
paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMİT paraları,
Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki,hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını..!Oturduğu yerden kalkamadı Nurhân Öğretmen.
İçinin dolduğunu,Târif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetdi.
Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı.
Ağladı... Ağladı... Ağladı.
Kendine geldiğinde akşâm olmuşdu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp
okuldan ayrılırken,bekçi Sadık ;
"Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, bozuk simit paraları ile cenneti satın almak" diye Nurhân öğretmenin sayıkladığını duydu.
Bekçinin hayretler içinde, "Ne
dediniz hocam?" demesini bile duymayan Nurhân öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıverdi.
Not : N'olur? İki tane ekmek alıp bölgenizdeki bir fâkirin kapısına bırakın.Bir okul önünde birâz bekleyip ayakkabısı yırtık olan bir çocuğa ayakkabı alın.Maddî ihtiyâcı olan bir akrabanıza yardım edin.
Yeter ki, boş durmayın.. !
" Ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.