09/08/2023
YENİ NESİL BU KELİMELERİN BİRÇOĞUNU BİLMEZ
ilçemiz Kızılcahamam ve Yabanabad bölgesi günlük konuşma dili.
Aba: Ceket
Acaplamak: Ayıplamak,kınamak.
Acıcıcı: Baharda kırda yetişen baharlı bir ot
Aga: Ağabey.
Ağa: Ağabey ve kayın biradere hitap sözü.
Ağartmak: Pirinci tokmakla dövüp beyazlatmak.
Ağda: Katı pekmez.
Ağdırık-çöğdürük: Tahteravalli oyunu.
Ağdırmak: Eşek, katır ve at gibi hayvanların yükünün bir yanının fazla gelip sarkması.
Ağmak: Yükselmek,yukarı çıkmak
Ağman: Kusur, eksik, kabahat, ayıp.
Ağnanmak: Eşeğin yerde sırtüstü yuvarlanması
Ağrı: Yön belirten söz. (Doğru)
Ağşaksösü: Yağda pişmiş yumurtayı samırsaklı yoğurt içine katarak yapılan yemek
Ahlat: Yaban armudu.
Ahretlik: Yaşlı kadınlar arası kurulan dostluk.
Akbak: Bembeyaz
Akdavar:Tiftik keçisi
Aktarmak: 1-Tarlayı ikinci kere sürmek. 2-Harmanda sapları alt üst etmek.
Al: Hile, tuzak
Alabele: Alacalı renkli
Alasemet:1-Yeni uyanmış birinin mahmurluk hali. 2- Az pişmiş yiyecek.
Alavuz: İkiyüzlü, arabozan, dedikoducu.
Alıştırmak: Bir düzeneğin farklı iki parçasını birbirine uydurmaya çalışmak.
Anafur: Rüşvet
Anazud: Buğday sapını kağnıya yüklemek için kullanılan üç çatallı ahşap alet.
Anız: Ekin biçildikten sonra kalan kökleri.
Annaç: Karşı
Apalamak: Bebeğin emeklemesi
Apdestlik: Eski evlerde abdest alınan yer.
Aralaşmamak: Başından ayrılmamak.
Ardılmak: Abanmak, yüklenmek, dayanmak.
Arkalı: Büyük, çok, kalabalık.
Arkmak: Birine işinde yardım etmek.
Arpalık: Köyün yakınındaki verimli tarla.
Ars: Kümes hayvanlarına dadanan yaban hayvanı.
Artma artmak: Düğün veya nişanda hediyelerin takdim edilmesi. Takı merasimi.
Artmak: Bir şeyi bir yere asmak, takmak.
Astar: Oda tavanı, tavandaki döşeme tahtaları.
Atkı: Kadınların omuzlarına aldığı örtü. Şal.
Avait: Düğün veya nişana götürülen hediye.
Avkalamak: Birini azarlamak.
Avlağ: Bahçe çevresine çalıdan yapılan çit.
Avlamak: Bir yerin çalı ile çevirmek.
Avu: Zehir.
Avul: Evlerin zemin katındaki boşluk.
Avurt: Ağzın iç kısmı.
Avuz: Yeni buzağılamış ineğin sütüne şeker katılarak yapılan yiyecek.
Ayağın almak: Ekin biçme işinin bitmesi.
Ayak yolu: Tuvalet, WC, hela.
Ayalama: Harmanda dövenden sonra kalan samanı toplamaya yarar ahşap kürek.
Aygamber: Ay çiçeği.
Ayı: Eskiden topaca verilen isim.
Ayınga: Eskiden kaçak tütüne verilen isim.
Aza: Taziye, baş sağlığı
Azı: Kağnı dingilinin oturduğu ahşap düzenek.
Bağdaş: Yere dizleri kırarak oturma şekli.
Bakıldak: Boş fasulye kabuğu.
Banak: Ekmeğin sofrada kalan son parçası.
Banmak: Ekmeği yemeğe batırarak yemek.
Başangı: Becerikli ve hamarat kız.
Başlı: Başlanmış halde olan, henüz bitmemiş.
Bayatsımak: Tazeliği geçmiş olmak.
Baymak: Yiyeceğin midede eziklik yapması
Baynımak: Gelişmek,büyümek, ilerlemek.
Bazlama: Sacda pişirilen ekmek.
Bebelenmek: Çocukça hareket etmek.
Beğirmek: Keçinin ses çıkarması, bağırması.
Belemek: Bebeği kundaklayarak yatırmak.
Belleme: Ayakkabı altına vurulan deri veya lastikten yarım pençe
Bellemek: Öğrenmek.
Bestek: Yılışarak gevezelik eden.Sevimsiz.
Bestil: Kurutulmuş meyve ezmesi.
Betlem: Hıdrellezde yumurtayı boyamak.
Bezeme: Vücuttaki ekzema ve kızartıları, yumurta sarısı ve kül ile ovmak.
Bicik: İneğin yavrusu
Bıldır: Geçen sene
Binit Taşı: Hayvana binmek için kullanılan yüksekçe taş
Binit: At, eşek gibi binecek hayvan.
Bıkırdamak: Kıpırdayıp durmak.
Bırakmak: Hayvanın düşük yapması.
Bıtırak: Kırda yetişen dikenli yaban otu.
Bıtlamak: Yerli yersiz durmadan konuşmak
Boğsamak: Büyük baş dişi hayvanların çiftleşme zamanı, boğaya gelmek.
Boğsu: Ev inşa ederken duvarların üstüne uzatılan uzun ve kalın sırık.
Boğu: Düğün öncesi gelin evinden bir tepsi içinde damada götürülen hediyeler
Boğursak: Çiftleşme zamanı gelmiş inek.
Bondi: Bidon
Bödelek: Böbrek.
Bödek: Ocaklıkta sıcak külde pişmiş yumurta
Böğşemek: Kirin çözülmesi.
Böğür: Vücudun bel kısmının yan tarafları
Bönez: (Böğez) Bu sefer.
Börtmek: Haşlanmak. Dudakların ağlayacak gibi , büzülmesi
Börttürmek: Haşlamak. Azarlamak.
Bulamaç: Eskiden un şeker ve yağ ile yapılan basit bebek maması.
Bunalmak: Sıkılmak, daralmak.
Bun: Sıkıntı, yasa.
Bunlu: Tasalı, sıkıntılı.
Buymak: Üşümek.
Buzalacı: Hamile inek
Buzalamak: İneğin doğurması
Bükelek: Sığırları ısırıp rahatsız eden, iri sinek.
Bükelemek: Bükelek ısırması ile ineklerin oradan oraya deli gibi koşması.
Bükmek: Hayvanları hadım etmek.
Bürlenmek: Üstünü bir şey ile örtmek.
Büryan: Kuyuda yapılan kuzu kızartması
Canavar: Kurt.
Cangaza: Kesilen çam dalının pürünü davar yedikten sonra geri kalan kısım.
Cember: Beyaz tülbentten baş örtüsü.
Cerge: Bağ ve bahçelerde dal ve yapraklardan yapılan derme çatma gölgelik
Cıba: Tiftiği kırkılmış koyun veya keçi.
Cıbır: Parasız, zayıf kimse.
Cıdavı: Hareketli, çevik. Mert ve cesur.
Cihiz: Gelinin düğünde sergilenen eşyası.
Cıkla: Saf, sek, katışıksız.
Cılbır: Hayvanı çekmek için boynuna bağlanan ip
Cin: Sinir.
Cinlenmek: Sinirlenmek kızmak
Cincalak: Çok küçük
Cıngı: Kılımcır. Ocakta yanan odunlardan etrafa sıçrayan köz parçacıkları.
Cingil: Küçük üzüm salkımı
Cıngımak: Kızmak.
Cınımak: Oyunda mızıkçılık etmek
Cırkanak: Etin, kası kemiklere bağlayan beyaz ve sert dokulu bölümü.
Cırmalamak: Kedinin tırmalaması
Cırnak: İlkbaharda yetişip yenen bir ot.
Cıs: Bebeklere söylenen "Dokunma,yapma!" anlamında bir korkutma sözü.
Cıtlık: Özünden sakız yapılan bir ot.
Cıv: Ok.
Cıvınmak: Şikayetçi olmak sızlanmak
Cızım: Satır
Cızlama: Tavada yumurta ve hamur karışımını kızartarak yapılan ince pidemsi yiyecek.
Cöfer: Cevher. Türbe toprağı.
Cücük: Soğan embriyonu, taze yaprakları.
Cümcük oyunu: Bebeklerin el üstünden hafif çimdikle tutarak oynanan bir oyun
Cümcük: İki parmak ucu, çimdik
Cümcüklemek: Çimdiklemek.
Cüyümek: Soğukta büzüşmek
Çantı: Evlerde duvar olarak kullanılan sırık uçlarının kertilerek birbirine kenetlenmesi.
Çalacak: Yoğurt mayası.
Çap: Köy emlakinin gösterildiği kroki.
Çapar: Sarışın ve mavi gözlü kimse.
Çaput: Kumaş parçası.
Çar: Kalın tülbentten kadın baş örtüsü.
Çara: Hamile ineklerin dişilik organı akıntısı.
Çaynal: Eğri, büğrü.
Çeç: Saman savrulduktan sonra kalan tahıl
Çekel: Pulluk ve sabanın çamurunu temizlemede kullanılan ve ucunda üçgen demir olan sopa
Çekelüz:Sincap.
Çekiş: Sözlü kavga.
Çemkürmek: Birine söz ile karşı gelmek
Çepiş: Bir yaşlı keçi.
Çerçi: Seyyar bakkal.
Çevre: Mendil.
Çeyil: Toprağın içindeki taşlı kısım.
Çığ: Balık dizilen ince söğüt dalı.
Çiğindirik: Söğüdün taze sürgünleri.
Çığlık:Evin hemen önünde, duvara ekli, alçak damlı, hayvan konulan yer.
Çığsımak: Terlemek, nemlenmek.
Çıkartma: Balkon.
Çıkı: Yiyecek ve giyecek sarılan bez bohça.
Çıkılamak: Yiyecek ve giyeceği beze sarmak.
Çıkım: Ekin biçerken tarlada bölünen kısım.
Çillenmek: Ekmeğin küflenmesi
Çilte: Hayvan semerinin iki yanına yük bağlamak için takılan urgan
Çımışkı: İnce uzun dal parçası
Çımpalamak: Bir kabı su ile sallayıp temizlemek.
Çinti: Entarinin altına giyilen astarlı uzun don
Çirk: Hayvan gübresi
Çırlamak: Bağırmak
Çırpı: Yakacak, ince ağaç dalları
Çırpıştırmak: Hafifçe vurup dövmek
Çit: 1-Basma kumaş. 2- Bağ, bahçe duvarına çalı çırpıdan yapılan engel.
Çiten: Yeni doğmuş buzağı için damın bir köşesine yapılan küçük bölme.
Çitlek: Kabuklu yemiş.
Çıtıl: Nohutun henüz gök iken ateşte kızartılması. 2-Yakılan çalı çırpı.
Çitimek: Çorap ve kumaşın eski yerinin örülmesi
Çıtlak: Çıt çıt. Kopça
Çon: Kalça
Çorlu: Hastalıklı.
Çotak: Ağacın gövdesinden ayrılan ana kollar.
Çotura: Ağaçtan yapılan emzikli su kabı.
Çöğdürmek: Ayakta bevletmek.
Çökek: Çamur
Çölmek: Toprak tencere. Çömlek.
Çömçe: Kuyudan su çekmek için ağaç kap.
Çöne: Çobanın yardımcısı.
Çörte: Kırda kaynak suyunun önüne konan oluk.
Çörten: Evdeki atık suyun dışarı akıtıldığı boru.
Çuvaldız: Çuval gibi kaba ve kalın şeyleri dikmede kullanılan kalın ve uzun iğne.
Çükündür: Pancar
Daban: Ekilip sürülen tarlayı düzlemede kullanılan alet.
Dada: Bebek dilinde şeker ve tatlı yiyecekler.
Dadanmak: Bir yere veya bir şeye alışmak.
Dakanak: Borç.
Daklaşmak: Kavga etmek için sözlü tahrik.
Dalamak: 1-Köpeğin ısırması. 2-Bitkilerin teması ile oluşan acı.
Dalaz: Toz kaldırarak esen rüzgâr.
Dam: Evin, hayvanların barındığı bölümü.
Damüstü: Evlerin toprakla örtülü çatısının üstü
Darın: Güçlükle, ancak
Davar: Küçük baş hayvan, (Genellikle keçi)
Dayak: Kağnı okunu havada tutmaya yarar 1 m. boyunda sırık parçası.
Debitme: Sac üstünde pişirilen açık sade pide
Dedeci: Dilenci.
Dene: Ekin, darı.
Denk gelmek: Uymak, karşılaşmak
Densiz: Lüzumsuz söz ve davranışları olan kişi.
Depelik: Altın ve gümüşle süslü kadın başlığı
Destimal: Mendil.
Devir: Ölen birinin borç namazlarının (güya) affı için yapılan bir işlem.
Deyda: “Daha, işte” gibi gösterme sözü.
Dibek: İçinde tokmakla darı dövülen taştan oyulmuş büyük havan.
Didelemek: Yün ve pamuğu seyreltmek.
Dıdınmak: Didinmek. Çabalamak.
Diğdirmek: Bebeklerin ayakta bevletmesi
Dikelmek: Birine sözle karşı gelmek.
Dıkım: Ekmekten koparılan parça.
Dillemek: Devamlı horlamak, kötülemek.
Dilmeç: Pantolonun önünde fermuarlı kısım
Dımbı: Seksek oyunu.
Dımdık: Yerli yersiz konuşan, gülen.
Dinelmek: Ayakta durmak.
Dıngırdatmak: Dinlememek, önemsememek
Direcen: Yıkılmaması için duvara vurulan direk
Dîğren: Harmanda sapları ayırıp dağıtmaya yarar ucu demir çatallı alet.
Diş sakızı: Bitki özünden yapılıp diş şekline getirilerek çiğnenen sakız.
Ditmek: Yün ve pamuğu seyreltmek.
Divdala: İş bilmemeden, çaresizlikten doğan şaşkınlık ve gerginlik hali.
Divitin: Pamuklu dokuma.
Diyos: Deyyus anlamında hakaret sözü
Diytaban: Bir şey önemsemez kimse.
Doha !: Öküzlere "dur1" emri.
Dokumak:1-Ağacın meyvesini toplamak 2- Birini adamakıllı azarlamak
Dolak: Kaşkol.
Domuşmak: Somurtmak.
Don yağı: Hayvan iç yağını eriterek yapılan yağ.
Don: Saman taşımak için kağnının etrafına gerilen tiftik dokuma
Döküm: Hane başına toplanan para
Döl: Koyun ve keçi yavrusu.
Dölek: Uslu, rahat.
Dölenmek: Rahatlamak, sessizleşmek.
Döş: Göğüs.
Döveç: Sarımsak dövülen ağaç havan.
Dua: Dünürlükten sonra söz kesme töreni.
Durgutmak: (bebeği) sakinleştirmek, birini niyetinden vazgeçirmek.
Durlama: Çamaşır veya bulaşığı yıkadıktan sonra temiz sudan geçirmek
Dumâ: Nezle
Duvak: Gerdeğin ertesi günü erkek evinde kadınlar arasında yapılan eğlence
Düğdem: Çiğdemin olgunlaşmış hali.
Dünür gitmek: Kız istemeye gitmek.
Dünürşü: Gelin veya damatın ebeveyni.
Dürmek: Katlamak
Dürü: Düğünden sonra yakın akrabalara bohça içinde dağıtılan hediye
Düve: Dişi sığır yavrusu.
Düzen: Alet, edevat. Ev eşyası.
Düven: Altı çakmak taşı döşeli ve hayvanlar tarafından ekin sapları üzerinde gezdirilerek
sap ile samanı ayıran araç.
Düzgün: Önemli günlerde giyilen elbise.
Edik: Bebek ayakkabısı
Eğirmek: Didilmiş yünü büküp ip haline getirmek
Eğrelti: Emanet alınan eşya.Yıkılacak gibi duran.
Eke: Tecrübeli, kurnaz.
Ekin kellesi: Başak
Ekleşmek: Birine musallat olmak. Kavgada kucaklaşma
Ekmek aşı: Ekmeğin ıslatılıp az yağ katılarak yapılan bir yemek
Elcek: Ayağı tutmayanların elleri ile yürümek için kullandıkları ağaç el aleti
Elekçi: Elek ve demir ev eşyası satan göçebe.
Elemsama: (Alaimisema) Gökkuşağı
Eleserpme: Sacda pişirilen açık, sade pide
Ellik: Eldiven.
Eme yaramak: İşe yaramak. Faydalı olmak
Emendirmek: Yormak, zahmet vermek
Emenmek: Emek çekerek özenmek
Emişik: Süt kardeşler
Ergürmek: Ermek, kavuşturmak
Erinmek: Üşenmek
Erkeç: Üç yaşında enenmiş erkek keçi
Essah: Doğru
Eşkere: Açıktan, aşikar.
Eşme: Kırda su kaynağı
Evcimekli: Ev işlerinde becerikli kadın. Hamarat
Evermek: Evlendirmek.
Evsikli: Genç kız, kadın.
Eyecen: Bazı otların başağı.
Eyren: Akarsuyun derin yeri
Falaka: Pulluk ya da at arabasında at koşum aletlerinin bağlandığı alet.
Fengire: Yün eğirilen alet.
Ferik: Dişi piliç.
Filike: Musluk.
Firek: Kapı kilitlemek için kurulan ağaç düzenek
Fişitleme: Birini başkasına karşı kışkırtma..
Fışkı: Damın süprüntüsü.
Folluk: Tavukların yumurtladığı yer.
Gağşak: Laçka
Gâh: Öküze,"git" sözü
Garda: Elbisede dikiş hatası. Pot.
Gayli: (Galan) Artık, bundan sonra.
Garsamba: Sıkışık, telaşlı zaman.
Gavşurmak: İki ucunu birleştirip bağlamak
Gavsalamak: Çeç üzerindeki samanlı kısmın kabaca alınması.
Gayım: Sağlam, kavi.
Gazel: Kavak yaprağı.
Geçgeyin: Geç vakit.
Gerilik: Belli zamanlar için saklanan giyecek.
Genirak: Biraz geri kısım, arka.
Gerneşmek: Gerinmek.
Geven: Dağlarda yetişen ve hayvan yemi olarak kullanılan dikenli ot
Gezdan: İki yaşına kadar dişi keçi.
Gez: Ufuk çizgisi.
Gezek: Hayvan gütme sırası.
Gıcırganmak: Bir iş yapmaya gönülsüz olmak
Gıdım: Az, bir parça
Gidişmek: Kaşınmak.
Gil: Aile veya bir grubu belirten söz.
Gığışdatmak: Kâğıtları sürterek ses çıkarmak
Gığşalak: Bir mantar cinsi.
Gıremise: Beşibirlikten küçük (Cumhuriyet) altın.
Gırna: Aksi, huysuz.
Gırnata: Müzik aleti (Kemane). Hırçın kimse.
Gıyımsız: Cimri.
Göcen:Tavşan yavrusu
Göde: Güvercin yavrusu. Kardeş.
Gölez: 1 yaşından küçük köpek yavrusu.
Gömgök: Masmavi.
Gönenmek: Mutlu, rahat hayat yaşamak
Gövelemek: Büyükbaş hayvanların çiftleşme dönemine girmeleri.
Gövermek: 1-Ağaçların yeşermeye başlaması. 2-Bir şeye sahip olmak için duyulan aşırı istek
Göynek: Humayından yapılan kısa kollu uzun atlet
Göz: Gömme dolap. Oda. Pencere. Nazar.
Gözer: Geniş delikli eleme aleti.
Gözleme: İnce açılıp sacda pişirilen hamur işi.
Güğlek: Ağaç veya oyma kabaktan yağ tuz konmak için kullanılan kap
Güğürdenmek: Yeni dillenmeye başlayan bebeğin ağzından anlamsız sözler çıkarması
Gülü: Hindi
Gün dönümü: 21 Haziran. Yaz başlangıcı
Günü: Kıskançlık.
Günücü: Kıskanç.
Günülemek: Kıskanmak.
Gütmek: Hayvanları otlatmak. Takip etmek.
Habire: Durmadan, devamlı.
Hak: 1-Gelin alma. 2-Köyde imam, çoban ve bekçi gibi görevlilere verilen ücret.
3-Değirmende un öğütme karşılığı verilen ekin
Hakçı: gelin almaya giden kadınlar.
Hakırdamak: Gürültü ile gülmek ve konuşmak.
Halep: Oyulmuş patlıcan kurutması.
Halkun: Üzeri taş ile örtülen su yolu.
Hamaylı: Boyuna asılan muska.
Hanımiğne: Çatal iğne.
Harar: Büyük çuval.
Harç: Düğün veya nişan için alınan yiyecek.
Harda: Küştürenin içindeki kesici alet.
Harpuç:Odanın tavanına konan çamur saman karışımı izolasyon şekli.
Haside: Kavrulmuş un ve şekerle yapılan tatlı.
Hatıl: İnşaatta duvardan duvara yatay uzatılan sırık.
Hayat: Odaların arasındaki boşluk.
Helke: Kulplu su kabı. Bakraç.
Herene: Leğen şeklinde büyük bakır tencere.
Heybe: İki gözü olan dokuma torba.
Heyheylik: Delikanlılık çağı.
Hiç etmek: Boşa gidermek.
Hıdrellez: Eski takvimde kış aylarının bitmesi, baharın başlangıcı. (6 Mayıs)
Hınkırmak: Burnundan sümkürmek.
Hirk: Tarlayı sürüp dinlendirmek. Nadas.
Hırtlaşmak: Düğümün sıkılanması
Hokra: Hayvanların derisi altında yaşayan asalak.
Holta: İki ve üç etek altına giyilen astarlı don.
Horanta: Ev halkı.
Horkut: Umacı, korkulan şey.
Horsanba: Kaba ve yakışmayan şekilde giyim tarzı,.
Hot: Sekgüdük oyununda sayı yapmak.
Hoyuk: Arazideki tabii yükselti. Tepelerde çobanların taşlardan yaptığı kule. Hüyük.
Hödüklenmek: Şüphelenmek, tedirgin olmak.
Hödüklü: Tedirgin, şüpheci.
Hökelekli: Oturaklı, ağırbaşlı.
Höst: Durması ve uslu olması için ata söylenir.
Höşmerim: Süt, un ve yağ ile yapılan bir tatlı.
Höykürmek: Kızarak bağırmak.
Husa: Merak, tasa.
İdare: Eskiden kullanılan aydınlanma aleti.
İfitlemek: Bir karışım içinden bazılarını seçmek.
İğdiş: Hadım edilmiş at.
Iğrıp: Usül, metod, yol, yordam.
İğseri: Çivi.
İğsi: Ocakta bir ucu yanmakta olan odun
Ildırayaz: Açık havada dondurucu soğuk
Ildırışık: Aydınlık.
İlenç: Beddua.
Ilgın: Dere kenarında yetişen ve süpürge yapılan mazıya benzer kısa boylu bitki
İlkidin: Bir annenin doğurduğu ilk çocuk
İmbal: Hayvana dürtülen ucu çivili sopa
Iramak: Uzaklaşmak
İrezgi: Menteşe
Irgat: Tarlada para ile çalışan kişi
Irgatlık: Ekin biçme mevsimi
Irışkan: Birini imrendirme, nisbet yapma. Tahrik eden, lâf çarpan
İrişkil: Sucuk
İrkmek: Biriktirmek.
Isınmak: Birine veya bir şeye karşı kalbinden yakınlık duymak, alışmak
İğsiran: Tekneden hamur kazıma aleti.Sıyıran
İskembe: Sandalye
Isnuk: Sessiz, utangaç. Sönük.
Işkı: Ağaç kabuğunu soyma aleti
Işkın: Sürgün. Ağacın genç dalları.
İşlik: Üste giyilen gömlek.
İt dirseği: Arpacık denilen göz rahatsızlığı.
İteği: 1- Sac üzerinde bazlama çevirmeye yarar demir / ahşap gereç.
2-İşe yaramaz, serseri kimse.
İtişmek: Yarış, rekabet, iddia etmek
İvecen (Evecik):Aceleci, telaşlı,
İvmek: Acele etmek.
Kababaşlak: Başı açık halde
Kabala: Bir miktarın ortalama sayısı veya fiatı
Kadımalak: İlkbaharda yetişip yenen bir ot
Kafakâğıdı: Nüfus cüzdanı
Kahrık: Balgam
Kakırdak: Çorbaya konulan dondurulmuş iç yağı
Kakışlamak: İteklemek. Horlayıp kötülemek
Kalbur: Geniş delikli eleme aleti.
Kalgımak: Koşmak.
Kalkan dikeni: Deve dikeni.
Ka**ak: 1-Eski ayakkabı. 2-Hafif, kötü kadın.
Kanak sakızı: Karakavuğa benzer bir otun özünden yapılan sakız.
Kancık: Hayvanların dişisi.
Kanırmak: Çiviyi sökerken eğip bükmek.
Kanlıca: Kırmızı renkli yenen bir mantar cinsi
Kapama: Testide pişirilen etli pilav.
Kapcık: Bazı meyvelerin dış kabuğu.
Karaca: Çörek otu.
Karakavuk: İlkbaharda yetişip yenen bir ot.
Karartı: Gölge.
Karevle: Ayakkabı.
Karık: Bahçede sebze ekilen bölümler.
Karmak: Karıştırmak.
Kasılmak: Bendini beğenmek, büyüklenmek.
Kasım: Kasım ile Mayıs arasındaki mevsim.
Kasnak: Sofrada sininin altına konan, ince tahtadan yuvarlak araç.
Kaş: Toprak dam.
Kaşıklağ: Kaşık konulan sepet, kaşıklık.
Kav:Söğüt ağacının köke yakın yerinde oluşan mantarımsı doku.
Kavsara: Sepet. Göğüs kafesi.
Kavurga: Ateşte kızartılmış tahıl.
Kavut: Leblebi ve kuru ahlat tozu
Kaygana: Omlet.
Kaykılmak: Geri yaslanıp rahatça oturmak
Kazguç: Çiğdem kazma aleti.
Kelesti: Gölge. Göz önünden aniden geçen şeyler.
Kemre: Hayvan gübresinden yapılan yakacak.
Kenef: Helâ, tuvalet, yüznumara, ayakyolu
Kerahat: P*s, hoşa gitmeyen.
Kerç: Gönül koyma, darılma, sitem etme.
Kesene: Bir işin yapımını götürü almak.
Kevsen: Samanla karışık tahıl. Malama.
Kılavlamak: Bileylenen bıçağın yüzlerinin ince eğe ile temizlenmesi
Kıldırgıç: Sallanarak, eğri büğrü yürüyen.
Kınnap: Balmumu sürülerek sertlik ve sağlamlık verilen kalın dikiş ipi.
Kıran: Öldürücü salgın hastalık.
Kırçmak: Bir şeyi koparmak.
Kırgı: İşe yaramaz, verimsiz yarık arazi.
Kirellik: Banyo yapılan yer.
Kırıdak: Kendini beğenen,gostak.
Kırıtmak: Ayakta durmak. Gülümsemek.
Kırklık: Koyun yünü ve keçi tiftiği kırkma aleti
Kırma: Kalın öğütülüp hayvanlara verilen arpa.
Kısımlamak (Hapazlamak): Tek elin avucu ile bir şeyi tutmak.
Kıvrak: Çabuk, tez.
Kıymık: Küçük odun ve ağaç parçacıkları.
Kirt: Sert, kart
Kısık: İki tepe arasındaki geçit
Kişelemek: Tavuğu kovalamak
Kıvırdım: Düğünde çeyizin cinsi, miktarı ve fiyatının tesbit edildiği yazılı tutanak.
Kıyılmak: Aşırı açlıktan midenin ezilmesi
Kıymık: Kesilen odunun küçük parçaları.
Kızkaçıran: Siperliği kalkık erkek kasketi
Kocuk: İçi kürklü parka.
Koçalak: Baharda kırda yetişip yenen bir ot.
Kofalmak: Sevinmek. Bir şey ile gururlanmak
Koğlaşmak: Birinin dedikodusunu yapmak.
Koğu: Gıybet, dedikodu
Koğucu: Arada lâf taşıyan
Kokak: P*s.
Kolan: Semeri eşeğe bağlayan kuşak
Kolçak: Çalışırken dirseğe kadar geçirilen kolların kirlenmesine engel kolluk.
Konak: Saçdaki kepek. Köy odasına, imam ve bekçiye yemek verme sırası.
Kongur: Öcü, umacı.
Konç:Ayakkabının arka kısmı.
Kostak: Kasılarak gezen.
Koşmak: At ve öküzü, araba veya pulluğa bağlama.
Kotarmak: Yemeği başka kaba boşaltmak.
Koyultmaç: Koyun sütü ile yapılan tatlı yiyecek.
Köçek: Erkek çengi
Kömme: Kızgın kül içinde pişirilen bir çörek
Köpen: İşe yaramaz çul.
Körduman: Sis.
Körenlenmek: Sönmeye, iyi olmaya başlamak
Körük: Eskiden demirci atölyesine verilen isim
Kösnük: Kızana gelmiş köpek.
Kösülmek: Uzanıp yatmak, sere serpe oturmak
Kösüre: Kesici aletleri bileme aracı.
Köşmen: Şişmanca
Kötücü: Bir şeyi bilemeyen, yapamayan (Çocuk).
Kötülemek: Zayıflamak. Birini küçük düşürmek
Kubaşık: Ücretsiz olarak karşılıklı yardımlaşma
Kubat: Öcü, korkacak şey
Kulak tözü: Kulağın arka kısmı.
Kullap: İlkel menteşe.
Kundaklamak: Bebeği bez ile sıkıca sarmak.
Kundak: Kedi yavrusu.
Kunduru: Bir buğday çeşidi.
Kunnacı: Hamile hayvan.
Kunnamak: Hayvanın yavrulaması.
Kurna: Pınardan su akan boru.
Kursak: Mide, işkembe.
Kuş lastiği: Sapan.
Kuş tiridi: Bulamaç şeklinde bebek yiyeceği.
Kuşene: İçine yemek konulan bakır kap.
Kuytak: Saklanılacak kuytu yer.
Kuyulmak: Acının hissedilmesi.
Kuzulacı: Hamile koyun
Küçülü: Nazlı, her istediği yapılan çocuk
Külçe: Küçük bazlama.
Küllük: Ocak külü ve çöp dökülen yer.
Külüstür: Eski, işe yaramaz.
Kümbül: Patates.
Künge: Toz, çöp, süprüntü.
Kürke yatmak: Tavuğun kuluçkaya yatması.
Kürtün: Kar yığını.
Kürük: Küçük kulaklı koyun ve keçi.
Kürümek: Kürek ile kar, p*slik temizlemek.
Küskü: Kalın ve uzun bekçi değneği.
Küştüre: Tahtanın yüzünü düzeltme aracı.
Küt: Kötürüm. Bacakları tutmayan.
Kütlük: İnsan üzerine çöken bitkinlik, uyku hali
Kütül: Soğanla kavrulmuş bulgur yemeği
Küymek: Hakkına razı olmak.
Mahlamak: Çok aşırı yorgunluk ve yemekten hareket edememek.
Makadam: Taş döşenerek yapılan yol. Kaldırım.
Malak Hamuru: Un, yağ ve şekerle yapılan tatlı
Malak: Manda yavrusu. Hamur tatlısı.
Manca: Yemek.
Mancar: Geniş yaprakları haşlanıp sarma yapılan ıspanağa benzer yaban bitkisi.
Mandal: Sokak kapısına asılan ilkel kilit aleti.
Masat: Bıçak bileme aleti.
Maşrapa: Kulplu su içme kabı.
Matçalı: P*s.
Mayasır: Basur. Makatta oluşan kaşıntılı hastalık.
Mayışmak: Tembellik, sıcak veya yemekten dolayı olduğu yerden kımıldayamamak
Meh:"Al" anlamında söz
Mennecim: Çalgısız yapılan düğün.
Meşkef: Çok ağır kir. Pasak
Met: Çelik çomak oyununda kısa değnek parçası
Mıh: Öküz, at ve eşek nalını tutturmak için hayvanın ayağına çakılan demir çivi.
Mıhlama: Soğanlı kıyma üzerine yumurta kırılarak yapılan basit yemek
Mırık: Batak çamur
Mısmıl: Temiz (Hayvan)
Mucur: Sekiz kiloluk bir ekin ölçü kabı
Musufa: Sedir, seki.
Mücüre: Kilitli küçük sandık. Çekmece
Nacak: Kısa saplı balta
Nakıs: Aksi, huysuz
Namazlağ: Seccade.
Nemben: Ne bileyim ben.
Nezelmek: Kumaşın eskiyip incelmesi
Nişt !: İneklere "Geri git!" ünlemi.
O değilden: Asıl maksadını belli etmeden.
Ol görüp: Başarısızlıkta, boşa giden zaman ve emeği anlatan söz.
Ok: Kağnıda, arkadan öne uzatılan büyük ağaç
Oklağaç: Yuvarlak hamur açma aleti. Oklava
Okumak: Davet etmek
Omca: Üzüm bitkisi.
Onaçça: Güzelce, iyice
Onmak: Mutluluk, rahata ermek, sağlıklı olmak
Oranlama: Atasözü, öykü, uydurma söz
Ortancılı: Ortanca çocuk
Osan: Saf.
Oşkiş: Köpeği kışkırtma, saldırtma sözü
Oturmak: Bir kızın, erkeğin evine kaçıp gelmesi
Oturmakçı: Misafir.
Oynamak: Kadın ve erkek arasındaki ayıp sayılan gayri meşru sevgi ilişkisi.
Oynaş: Eski dilde sevgili.
Oyulgamak: Kaba ve basitçe dikmek.
Öbek: Savrulmak için yığılmış ekin saman karışımı
Öcü: Çocuğu korkutmaya söylenen hayali yaratık
Öğülcümek: Kusacak gibi olmak.
Öhrü: Korkunç.
Ölçermek: Ucu yanan odunları ocağa yaklaştırmak.
Örü: Keçi ve koyun sürüsünü gece yarısından sonra yaylıma çıkarmak.
Örüklemek: 1-Ağzına kadar doldurmak. 2-Hayvanı otlaması için uzun bir iple bir yere bağlamak
Örüsger: Rüzgâr.
Ötürmek: İshal olmak.
Özemek: Koyu bir sıvıyı su ile karıştırıp cıvıtmak
Pahal: Kimseye yardımı dokunmayan kimse.
Pala: Tiftikten dokunan yer sergisi.
Para: Az, azıcık, bir parça.
Pasak: Kir
Patoz: Saman ve taneyi ayıran harman makinası.
Pazı: Bir bazlamalık hamur parçası.
Pelese: Eski, işe yaramaz. Sebze fidesi
Peşkir: Havlu.
Peştemal: Kadınların önlerine taktıkları önlük.
Pilit: Meşe ağacının meyvesi. Palamut.
Pırpıt: Yünden dokunan pantolon.
P*silemek: Çocuğu aşırı sevgi ile nazlı büyütmek.
P*sleğeç: Küçük kısa tahta kürek.
Pısmak: Saklanmak. Şişin inmesi.
Potak: Ayı yavrusu.
Potur: Kaba kumaştan, arkası bol pantolon.
Pörtlek: Yuvasından çıkmış (Göz)
Purç: Ağaç dalında biten mantarımsı asalak doku
Pusuruk: Puslu ve sisli hava.
Puşumak: Somurtmak. Küsmek.
Puykurmak: Yemek anında gülerek ağzından çevreye birşeyler saçmak.
Pür: Çam ağacının yaprakları .
Pürçek: Saç püskülü
Rahmet: Yağmur.
Sacayağı: Ocakta, üstünde yemek pişirilen, ekmek ısıtılan üç ayaklı demir alet.
Saçı: Düğünde davetlilerin damada arttıkları para veya türlü hediye.
Saçkıran: Çıyan, kırkayak.
Sağdıç: Damadın yanında duran, küçük çocuk
Sahan: Yayvan bakır kap.
Sail: Yoksul. Yardıma muhtaç kimse.
Sako: Palto, ceket gibi üst giysisi.
Sal tahtası: Cenaze taşınan dört kollu tahta.
Sağlak: Kırda davar ağılı.
Salım:1- Grip. 2- Bir pişirimlik pirinç, bulgur, makarna miktarı.
Sallangaç: Salıncak.
Salta: Entari üstüne giyilen sırmalı yelek.
Sap: Ekinin biçilmiş hali.
Sapırdamak: Konuşma ve davranışlarda düzensizlik
Savsalamak: Aceleden doğan telaşlanmak.
Savsalı: Heyecanlı, telaşlı, aceleci
Sayı: Dönümden küçük arazi ölçüsü
Sayıntı: Saygı, görgü
Seğirtmek: Yetişmek için koşmak
Sehim: Kura çekilerek herkese düşen pay
Sekgüdük: Esnek değneklerle oynanan bir oyun
Sele: Büyük saman sepeti.
Seme: Salak, sersem.
Senir: Dağ veya tepelerin arasındaki sırt.
Sergen: Raf.
Sevgüsüz: Sevilmeyen davranışlarda bulunan
Seyis: Boynuzlu keçi.
Siftinmek: Omuzlarını oynatarak kaşınmak
Sıkraz: Cimri
Sındı: Makas.
Sinirsek: Etin sinirli kısmı. Odunun sert kısmı.
Sinsin: Düğünde müzik eşliğinde ateş etrafında dönerek oynanan oyun.
Sıracalı: Dertli, hastalıklı.
Sirke: Bit yavrusu.
Sırnaşmak: Yapışıp yalakalık ve zevzeklik etmek
Sivil: Deride oluşan sert kabarcıklar
Sıyırmak: Kazımak, Değerek geçmek
Soğukluk otu: Semizotu
Soğulmak: Hayvanın sütünün kesilmesi
Sokakçı: Misafir.
Soku: Bir şeyi saklama yeri. Zula.
Sölpümek: 1-Yaşlılıktan derinin sarkması. 2- Sıcak suya sokulan trikonun sarkması.
Sorak: Bebeğin ağzına tülbent içinde verilen üzüm, lokum gibi şey.
Sorudak: Asık suratlı.
Sorutmak: Ayakta durmak, dikilmek
Soyak: Gurup halinde gidiş şekli.
Soyka : Soyulup hayvana yedirilen ağaç kabuğu.
Soyma: Kabuğu soyulmuş söğüt dalı.
Söbe: Eğri, biçimsiz, yamuk. Saklambaç oyunu
Sumsuk: Yumruk.
Sundurmak: (Yukarıya) vermek
Sunturaç: Ayağı nallanacak öküz, at ve eşeklerin tırnağını kesmeye yarar alet
Susa: Şose. Asfalt yol.
Sargınlık: Kişiler arasındaki yakınlık, sevgi
Sübüre: Yoğurtlu hamur yemeği.
Sümdük: Davetsiz her yerde bulunan.
Sümürtlemek: Suyu, ayranı kaptan bardaksız ve bir nefeste içmek
Sünmek: Uzanmak. Ölümü beklenen hastanın yatışı
Sürecek: Yeni yürüyen çocuklar için ağaçtan yapılan üç tekerlekli oyuncak.
Sürgüç: Bulaşık bezi
Süvari: Pantolonun dizine konan yama.
Şak: Bölüm, parça, dilim.
Şalaman: Yüze gülen, dalkavuk.
Şallak: Üstü başı yırtık, dağınık kimse
Şarlak: Şelale.
Şartasız: Utanmaz, belalı kimse.
Şayak: Pantolon.
Şebit: Yufka
Şina: Araba tekerleğine geçirilen demir halka.
Şırgınlı: Yüzü gözü p*s, çapaklı kişi.
Şişek: Bir yaşından büyük toklu.
Şum: Uğursuz.
Tafra: Surat asıklığı.
Tahra: Ucu çengelli odun kesme aracı
Tahaşşut: Her tür biçilmiş kereste.
Tahtalı kamyon: Kasalı kamyon.
Takı:1-Düğün ve nişanda geline takılan altın. 2-Hayvanların boynuna asılan çan, çıngırak.
Takım: Sıgara ağızlığı ve tütün tabakası.
Tarhana çiçeği: Güzün kırda yetişen bir çiçek.
Tasvir: Resim, fotoğraf.
Tavsamak: İşin uzaması, tadının kaçması.
Taya: Çeltik dövülen çatallı sopa.
Tek durmak: Uslu durmak
Teke: Damızlık erkek keçi.
Telbüz: Düzenci, kurnaz kimse
Teliz: Çuval.
Temre: Genelde elde oluşan kaşıntılı hastalık
Tevatür: Abartılı, mübalağalı.
Tezek: Hayvan gübresinden yapılan yakacak.
Tımışkı (Çımışkı) : İnce uzun dal parçası.
Tırbâlı: Hastalıklı
Tir: Çeltik lekleri arasındaki yükselti, sınır.
Tire Çorabı: Lastik iplikten yapılan çorap.
Tıska: Soluk benizli, zayıf.
Tokaç: Çamaşır dövmekte kullanılan araç
Tomafil: Otomobil. Motorlu taşıt.
Toman: Şalvar
Tonç: İki tarla arasındaki tümseklik. Sınır.
Tongur: Düzgün olmayan yuvarlak
Tonra: Kir.
Tosbağa: Kaplumbağa.
Toyga: Yoğurt çorbası.
Tozak: İnce yağan kar.
Töhmürük: Balgamlı öksürük
Tömek: Dam penceresi.
Törsengi: Ters, inatçı
Tumman: Pantolon.
Turfan: Yoğurdun çalkandığı küp.
Tutak: Sıcak şeyleri tutmaya yarayan bez
Tutum: Hal, davranış.
Tükyalı: Domatesli pirinç pilavı.
Tünek: Üstünde tavukların uyuduğu sırık
Tünemek: Kümes hayvanlarının kümes veya damda bir sırık üzerinde uyuması
Uğunmak: Çaresizlikten sızlanmak.
Ulaşıklı: Nişanlanmış kız veya erkek.
Ulaşmak: Nişanlanmak
Unra: Hamurun yapışmaması için serpilen un.
Urba: Giyecek.
Ustun: Odanın astarı.
Usumuna: Gelişi güzel, rastgele...
Uşak: Küçük (Erkek) çocuk.
Ut: Ar, utanma, sıkılma.
Utlanmak: Utanmak, sıkılmak.
Uyuntu: Serseri, tembel, uyuşuk.
Üfe: İçi boş ve tanesiz çeltik.
Üfelek: Yaprağından sarma yapılan ıspanağa benzer yaban bitkisi. Efelek
Üleşmek: Paylaşmak, bölüşmek.
Ünlemek: Bağırarak çağırmak.
Ürmek: Havlamak.
Ürün: Süt,yoğurt,peynir, tere yağ gibi hayvansal yiyecek mamülleri.
Üşencek: Tembel.
Ütmek: Oyunda karşıdakinden bir şey kazanmak
Üvendire: Çift sürerken öküzleri idare etmek için kullanılan uzun değnek.
Variyet: Varlık, zenginlik.
Yaba: Öbek savurmaya ve saman doldurmaya yarar çatallı ağaç alet.
Yağar: Yağlı kir.
Yakmak: Birine veya bir olay üzerine doğaçlama ile türkü besteleyip söylemek.
Yal: Hayvanlara verilen sulu yemek artıkları
Yallı: Üzerine yemeği dökerek yiyen.
Yama: Bayır, yokuş.
Yamaç: Karşısı.
Yamalık: Yama yapmaya yarar bez parçası.
Yan taşı: Ocaklığın iki yanındaki taşlardan biri
Yangabuz: Aksi, geçimsiz.
Yanır: Çam sakızı.
Yanırlı: Sırt.
Yanıt: Nişan sonrası kız evinden damada gönderilen hediye paketi.
Yanmak: Aşık olmak. Sevdalanmak
Yantiri: Hafif yan yürüyen. Az aksi huylu.
Yapışak: (argo) Birinin yanından ayrılmayan
Yaren: Arkadaş, dost
Yarılgan: Su ve sel ile yarılmış arazi.
Yarım: 16 kiloluk tahıl ölçü birimi
Yarışmak: Koşmak
Yarsımak: Gördüğü bir şeyi canı çekmek.
Yaslağaç: Saca ekmek koyma ve alma aracı.
Yaşmak: Gözler açık kalacak şekilde başı örtmek.
Yatsılık (Uykuluk): Uzun gecelerde yatmadan önce yenilen yemek.
Yayık: Yoğurttan süt çıkarmaya yarar ahşap araç
Yayılmak: Hayvanların otlaması.
Yaylım: Otluk alan.
Yazı: Düz arazi.
Yazma: Baş örtüsü, yemeni.
Yazmak: Birini dövüp hırpalamak.
Yel: Kas ağrısı.
Yelmik: Baharda yetişip yenilen bir ot.
Yençek: Hafif, oturaklı ve ağırbaşlı olmayan.
Yeşilustan: Yeşil renkli kertenkele.
Yetirmek: Denk getirmek, yetiştirmek
Yetmek: Arkasından yetişmek.
Yilikmek: Yaramazlık yapmak.
Yoluşmak: Bir şeyi yapmaya uğraşmak, çabalamak.
Yosmak: Zannetmek.
Yöniğne: Yorgan iğnesi.
Yörelenmek: Hafif bir şeyler yiyip açlığı yatıştırmak.
Yuka: (Yufka) Hafif, ince.
Yular: Hayvanın başına geçirilerek çekilen urgan
Yumak: Yıkamak
Yummak: (Gözlerini) Kapatmak
Yunmak: Yıkanmak
Yuntu: Bulaşıktan artan kirli su.
Yuvak: Evin akmaması için yağmur yağınca kaşda gezdirilen ağır taş silindir
Yüklük: Odalarda yatak konulan gömme dolap
Yürüklü: Aş ermiş hamile kadın.
Zağmak: Akmak, kaymak, kaçmak
Zahra: Hayvan yiyeceği. Saman, yem, ot. Zahire.
Zebella: İri yarı.
Zebinlik: Islaklık, çamur, çökek.
Zelve: Boyunduruğun öküz boynuna geçirilen kısmı
Zere: Bir sebebi anlatmak için kullanılan söz.
Zevklenmek: Biri ile alay etmek.
Zevzek: Lûzumsuz, boş konuşan.
Zıbın: Bebeklerin içine giydirilen ince içlik.
Zilif: Öne doğru dökülen saçlar. Zülüf.
Zilli: (Argo) Alımlı gösterişli kadın.
Zivrik: Ekinin filizlenmiş hali.
Zıravut: Çok iri.
Zırıncımak: Huysuzlanmak. Boş yere ağlamak
Zırtaboz: Laf, söz dinlemez kimse
Zırzavut: Sebze çeşitleri
Zırzop: Düşüncesiz.
Zobu: Büyük, iri.
Zölbür: Hantal, dağınık ve savruk kimse.
Alıntıdır... (muzaffereker.com)