Dr. Buğra Gökce

Dr. Buğra Gökce İstanbul Planlama Ajansı Başkanı , Şehir Plancısı (Phd)

“Sen seni sendesin bil ise dinle uzaktan, dışarıdan dinle beni.Sen nerede yoksan orada varsın.Ben seni bendesiz bileyim ...
28/05/2026

“Sen seni sendesin bil ise dinle uzaktan, dışarıdan dinle beni.
Sen nerede yoksan orada varsın.
Ben seni bendesiz bileyim ise dinle yakından, içinden dinle beni.
Sen benim kadarsın…”

diyor Özdemir Asaf. Bilirsin, kendisini çok severim.

Ve bu bir yılı dolduran evliliğimizin tutsak yalnızlığında, olamadığım bu hücrede, benden çok oluşunla anlamlandırıyorum bu dizeleri

Dokunamasak da, göremesek de birbirimizin nefesiyle soluk almayı öğrendik. Birbirimizin umuduna ve hattına sarıldık. Yalnızlıklarımızda birbirimize uyandık. Birbirimizin güçlerinde büyüdük. Birbirimizin 28’i olduk.

12 ayda, kalabalıklar içinde 12 kez birer saat ancak görebildik birbirimizi. Görüş camlarının ardından da bir o kadar… Bu 15 ayda yaklaşık 12.000 saat var; biz toplam 24 saat görüşmüşüz. Bu olağan bir şey değil. Ama tükenmedik. Üzerine teslim olmadık.

Birinci evlilik yıl dönümümüz kutlu olsun Filiz’im. Nice tatillerimiz, birlikte ve aşk dolu, sevgi yüklü “biz” olarak yaşanacak yıllarımız olsun. Seni seviyorum. Seni çok seviyorum Filiz’im. 28’im… Dayan sevdiceğim, az kaldı kavuşacağız. Sevgimizi de esir alamazlar ya… Aşkımız tutsak edilemez ya…

Biz varız ya… Olacağız ya…

Eşin Buğra’n.

Dördüncü BayramGeçen yıl bu zamanlar, belki Kurban Bayramı öncesi çıkarım diyordum. Ramazan Bayramı’nı cezaevinde geçirm...
27/05/2026

Dördüncü Bayram

Geçen yıl bu zamanlar, belki Kurban Bayramı öncesi çıkarım diyordum. Ramazan Bayramı’nı cezaevinde geçirmiş olmanın şok ve acısı ile Kurban Bayramı’nda özgürlüğe kavuşmuş olmayı hayal ve umut ediyordum. Olmadı, hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Sonra ağır ve bunaltıcı yaz ayları ve iddianame bekleyişi… “Geciken iddianame kabul edilince, yılbaşına çıkarım herhalde, yılbaşına ailemle girerim, eşimi kolumda, yanımda, yüreğimde özgürce hissederim.” diyordum. Yılbaşı da, sonraki bayram da burada yaşandı. Sevdiklerimden ayrı, hürriyetimden mahrum…

“Bu üçüncü bayram, herhalde dördüncüsü olmadan tahliye oluruz.” umuduyla başladık Mart başındaki duruşmalara. Üzerinden 2,5 ay geçti, daha savunma yapamadım. Dördüncü bayram geldi yine hüzün ve acılarla dolu. Üstelik bayramın ikinci günü evlilik yıldönümümüz, cezaevinde geçen 15 ay sonunda, yine cezaevinde yapılmış onurlu evliliğimizin de ilk yıl dönümü… Bir de mutlak butlan ve partinin polis marifetiyle, gazla, plastik de olsa mermiyle işgal edilip zorla tahliye edildiği görüntüleri nasıl izledim anlatamam. İçim yanarak, çaresizlikle…

Tüm bunlara rağmen içimdeki umudu ve heyecanı da sizlere aktarayım istedim. Malum, bu bayram Kurban Bayramı. Kendimi bildim bileli bizim evde hep kurban kavurması olurdu. Hatta annemin kavurması meşhurdu. Özel yemeğe gelenler olduğu için damağımdaki o eşsiz tadı hatırlayarak başladım bu bayram yazısına

Son olarak yıllardır yapamadığım ama hep hayalimde olan, kolunda eşim ile bayram kutlaması hayallerimi düşündüm. Artık evliyim, eşim de kolumda olabilirdi ama 15 aydır tutsağım, eşime fotoğrafımızla dahi ulaşamıyorum. Ama en heyecanlı, en umutlu ve mutlu olduğum hayalim açık bu bayramın ne olursa olsun hüzün ve umutsuzlukla yaşanmamasına kararlıyım.

Hem ülkemizin aydınlık geleceğine hem kendi mutluluğuma, eşime, aileme, dostlarıma, arkadaşlarıma ve hiç tanımadığım hâlde 15 aydır cezaevindeki mücadeleme ortak olan, duruşumu takdir edip destek olan, umudumu paylaşan, evliliğimi kutlayan, eşimle bir bütün mücadelemizi sahiplenip bağrına basan tüm dostlarıma, tüm insanlarımıza yürek dolu selam ve sevgiler yolluyorum. Herkesin ama herkesin bayramını içtenlikle kutluyorum.

“ANNELER GÜLSÜN DİYE”Bu pazar Anneler Günü. Kendi kendime “altmışıncı pazarımı da cezaevinde karşılıyorum!” diye geçiriy...
10/05/2026

“ANNELER GÜLSÜN DİYE”

Bu pazar Anneler Günü. Kendi kendime “altmışıncı pazarımı da cezaevinde karşılıyorum!” diye geçiriyorum içimden. Ve ilk kez, tipik bir Pazar yazısı yazmamam gerektiğini hissediyorum. Çünkü insan bazı günlerde kelimeleri yalnızca anlatmak için değil, ayakta kalabilmek için arıyor.

Tutsaklığın ve ruha yönelen ağır bir yıpratmanın 14'üncü ayında, ikinci doğum günümden sonra ikinci Anneler Günü’nü de demir kapıların ardında karşılıyorum. 20 gün sonra dördüncü dinî bayramımı, bir süre sonra da ilk evlilik yıl dönümümü yine betonun ve demirin arasında idrak edeceğim. İnsan zamanla anlıyor, bazı takvimler günleri göstermiyor, eksilen hayatı gösteriyor.

Demir sürgülerin arasında yankılanan türküler eşliğinde düşünüyorum: Ben hep annesinin Buğra’sı oldum. Hayatın bütün sertliğine rağmen insanı koruyan son limanın anne sesi olduğuna inandım. Ve şimdi, Anneler Günü’nde annesini arayamayan, sesini duyamayan, “İyi ki varsın Anne” diyemeyen bir evlat olmanın tarifsiz ağırlığını taşıyorum.

Annemin ellerini düşünüyorum bugün. Çocukken alnıma değen o serinliği… Hastalandığımda saçlarımda dolaşan şefkati… İnsan büyüdüğünü zannediyor, oysa annesinin gözünde hep biraz çocuk kalıyor. Ve galiba insanın en büyük çaresizliği, annesinin gözündeki hüznü silememesi.

Bir annenin duasının, bazen bütün karanlıklardan daha güçlü olduğunu hissediyorum. Avlumdan içeri süzülen güneş gibi, hücremin duvarlarına çarpıp içime yayılan bir şefkat var bugün.

Bu yüzden bugün bütün annelerin ellerinden hürmetle öpüyorum. Yalnız kendi annemin değil; evladına sarılmayı bekleyen, yol gözleyen, dua eden bütün annelerin…

Ve biliyorum: Anneler gülerse, bir ülkenin kaderi değişir. Belki de insan, sırf annesinin gözündeki hüznü biraz olsun azaltabilmek için bile direnmeye devam eder.

“En yalnız duyduğum anda bile kendimi dünyanın bütün kuvvetleri bağrında toplanıyor bu gerçek;ve hiç karamsar olmadım ha...
03/05/2026

“En yalnız duyduğum anda bile kendimi
dünyanın
bütün kuvvetleri bağrında toplanıyor
bu gerçek;
ve hiç karamsar olmadım hayatın karşısında
ama günlerdir izine de varamadım o şiirin, yorgunluk dayandı kaburgalarıma...”

Demiş Nihat Behram, 1973 yılında, cezaevinde yazdığı ve ilk satırları Fidel Castro’nun bir sözüne referansla söylenmiş şiirinde… Aynı anda radyoda “Okyanus mu İki Şehrin Arası” çalıyor. Aynı şehirde bile okyanuslardan fazla mesafelerle ne acılar çekilir, bilmeden yazılmış muhakkak…

Bağrımda toplanan tüm kuvveti 407 gündür muhafaza ettiğim 59'uncu pazar gününde, artık yorgunluk beni de hücrelerimden kuşatıyor. Teslim olmuyorum, ne yorgunluğa ne de ümitsizliğe. Aksine, en güzel duygular bana düş oluyor.

Ellidokuzuncu pazar günüme güzel bir sporla başladım. Bir yandan buharda pişmeye koyduğum menemenimle… Yumurtası yok belki ama olsun; varsın çıkınca yumurtanın gözüne bolca banacağız, inşallah.

Sporumu bitirirken avlumu da yıkamaya karar verdim. Önce koğuşumu paspasladım, sonra avlumu bolca suyla fırçaladım, çekpasla duruladım, mis gibi oldu. Ardından duşa girdim. Tabii öncesinde çayımı demlemiştim. Çıktığımda artık havanın ısınmasından olsa gerek, avlu kurmaya başlamış, kuş içi de epeyce kurumuş ve temiz olmuştu.

Kurdum soframı: Haşlanmış, sonradan ısıtılmış bir haftalık yumurtam, peynir, zeytin, domates, biber… Menemeni de koydum. Gazete kâğıdı serdiğim masama çayımı doldurdum. Hüzünleri geride bıraktım, en güzel duyguları düşümde büyüterek, gelecek güzel günleri gözümün önüne getirerek bağrımdaki kuvveti tahkim etmeye çalıştım.

Sonra, kaburgalarıma yorgunluk değil, güneş dayansın diye avlunun uzak köşesine gelen güneşe atletimle koştum. Tabii ki gazetelerimi ve çayımı da alarak… Okurken az da olsa güneşlendim. Hava buruk bugün biraz… Arada yudumladım çayımı, bittikçe tazeledim.

Koğuşa dönüp yorgunluğu güneşle boğdum. Gönlümü ferah tutmak için eşsiz bir çaba sarf ediyorum. Yarınlar bizim zira! Bundan zerrece şüphem yok.

Önemli!
20/04/2026

Önemli!

Canım babam, varlık sebebim, velinimetim..Senden uzak 3 yıl… Tam 3 yıl önce bugün, uzun süren, acılı ve ağır bir hastalı...
19/04/2026

Canım babam, varlık sebebim, velinimetim..

Senden uzak 3 yıl… Tam 3 yıl önce bugün, uzun süren, acılı ve ağır bir hastalık mücadelesinin ardından bizi her şeyimizle yalnız bırakıp başka bir âleme göçtün.

Dediler ki zaman ilaçtır, zamanla acınız diner, azalır… Hiç öyle olmadı babam. Ne yerin doldu ne acın eksildi ne sızın dindi. Yüreğimde boşalttığın yer oyuldu sanki orası hâlâ zonkluyor ara ara. Sebepsiz sanıyorsun: “Nedir bu sızı, niye yüreğimden beynime bir zonklama vuruyor?” derken fark ediyorsun her seferinde… O oyuktan beynime vuran, yürek sızısı.

Bu ülke için, bu Cumhuriyet için, bizim ömrümüzün bu döneminde bu görev ve sorumluluk düşmüş payımıza diyerek yetiştirdiğin evlat olarak duruşumu hiç bozmamaya üstün bir gayret gösteriyorum.

Tek tesellim, beni burada görmek zorunda olmayışın… Zira dayanamazdın.

Bunca yıl hizmet ettiğin ülkemizin, devletimizin ya da sistemin en soğuk yüzünü, gözün gibi yetiştirdiğin evladına en acımasız biçimde yaşatan kadere mi isyan ederdin, için için ağlar mıydın, bilemiyorum… Ama mücadelemi görüyor olduğunu biliyorum. Benimle gurur duyduğuna olan inancım bana güç veriyor.

Kulağımda sana özgü, bize özel sözlerin… Hatıramda birlikte yaşadığımız anlar… Ciğerim yanıyor ama kimselere bir şey söyleyemiyorum. Bu modern dönemin en ağır işkence ve izolasyon yöntemlerine maruz kaldığımız, bunun da “yüksek güvenlik” adı altında bir yılı aşkın süredir acımasızca uygulandığı bu kuyunun dibinde direniyorum.

Terbiyem, aldığım eğitim ve bu vatanı tertemiz sevme, hizmet etme aşkıyla kurduğum bağlarım… Hepsi senden.

Allah rahmet etsin babam, yattığın yer incitmesin. Bu sene de uzaktan dua edebileceğim sana buna bile şükrediyorum. Yüreğimin derinliklerindeki o yer hiç dolmayacak… Dolmasın da. Zamanla geçiyor diyorlar… Oysa zamanla geçmiyor babam, yalnızca şekil değiştiriyor.

Sana söz: Daha çok yapacak iş, verilecek hizmet var. Görev kutsal. Bu kuyunun dibinde, milyonların yüreğinden süzülen halatın ince ama dirençli iplerine tutunarak her gün biraz daha yukarı geliyorum. Ve tabutunun üzerindeki Bayrağımızı öpüp “Türk Milleti” adına teslim eden askerin elinden aldığım o sancağı hiç kimseye ve hiçbir şeye rağmen elimden düşürmeyeceğim.

11/04/2026

Değerli eşim ekranlarında yaşadığımız süreci anlattı.

Bizim davamız Türkiye'de özgürlük, adalet ve hukukun yeniden kazanılması davası. Yaşanan hukuksuzluklardan güzel ülkemiz hem hukuku hem adaleti kazanacak.

09/04/2026

Değerli eşim hem bizlerin hem de ailelerimizin yaşadığı ağır süreci anlattı.

Biliyorum geçecek bu günler. Kötülük muzaffer olamaz. Güzel ülkemize özgürlük ve adalet yakışıyor.

Mart ayını bitiriyoruz. Buradaki serüvenimizin başladığı ay, yani bir yılı doldurduğumuz ayın içindeyiz. Bugün aynı zama...
29/03/2026

Mart ayını bitiriyoruz. Buradaki serüvenimizin başladığı ay, yani bir yılı doldurduğumuz ayın içindeyiz. Bugün aynı zamanda 54'üncü pazar. Bahar ayı… Ama kapıdan baktırabilen bir ay. Gelmezse, bahar hiç gelmiyor, yaklaşmıyor. Umut ise sımsıcak. O yüzden azıcık soğuklarla da gelse ya da gitse, sonu tertemiz… Güneş, kuş cıvıltıları, yeşeren tepeler, yükselen güneş ve pırıl pırıl bir gökyüzü demek.

Koğuşumun avlusunun bir kuyuyu andırdığını aylardır yazıyorum. “Kuyunun dibindeyim sanki” derken, aslında fiili bir gerçekliği de ifade ediyorum. Kuyunun dibine güneş nasıl yaklaşıyorsa, koğuş avlusuna da şubat ortasından beri her gün bir parça daha hem derinine ulaşma hem de daha uzun kalma anlamında artan bir gayretle geliyor.

Bugün saat 13 civarı, güneş artık avlunun en ucundan da olsa içeri girdi. Gittim, o 15 dakikayı en köşede durarak geçirdim. Güneş beni görsün; ben onu göremesem de hissedeyim, içime işlesin, kemiğim ısınsın diye… D vitaminini takviyeyle değil, en doğal hâliyle alayım diye… Gözlerim kamaşarak ama içim ısınarak hissettim. Sizler belki fark etmiyorsunuz güneşin bu varlığını, bu kıymetli çabasını… Oysa burada 4-5 ay hiç göremedikten sonra bu bir nimet. 15 dakika sonra, avlunun dibindeki betonu bile tam göremeden güneş geri çekilmeye başladı.

Bu cuma ise, yani 27 Mart’ta, güneş artık koğuşun tabanına ilk kez iyice değmişti. Saat 12.30 civarında taburemi koyup, bu sefer üzerinde ayakta durmadan oturdum ve 10-15 dakika güneşte gazete okudum. Elime de çayımı aldım.

Öyle iyi geldi ki… İçimde, yüreğimin bir parçasında.

Adeta ülkenin de bu karanlıktan -güneşten, aydınlıktan yoksun vasatlıktan- o vasatın gölgesinden kurtulması gerekiyor.

Oysa gölge etmeseler, koğuşumuzun avlusunun dibinden başlayarak o güneş pırıl pırıl doğma eğiliminde… Hem dünyamızı aydınlatacak hem içimizi ısıtacak. Dahası umut ve gelecek aydınlığı da onda…

Mart’ın sonu bahar olur inşallah. Ve bir gün, bütün bu günlerin hesabı tutulduğunda geriye yalnızca şunu söyleyebilmek kalacak: Eğilmedik. Kırıldık belki, yorulduk, eksildik… Ama eğilmedik. Çünkü bazı yenilgiler bile insanı küçültmez, bazı dirençler ise başlı başına bir zaferdir!

Bugün bizim 10'uncu ayımız. Evliliğimizin 10'uncu ay dönümü. Eşimi 10 kere gördüm ya da görmedim. Elini tutabildiğim bir...
28/03/2026

Bugün bizim 10'uncu ayımız. Evliliğimizin 10'uncu ay dönümü. Eşimi 10 kere gördüm ya da görmedim. Elini tutabildiğim birer saatlerin sayısı da bu civarda. Evliyiz... Birbirimize hasret. Göremeden, dokunamadan, konuşamadan.. Hayatı birlikte yaşayabilme şansını her anı ile en ağır biçimde ıskalayarak. 10 aylık evliyiz, belki fotoğraflarımızın olmayışı ile tüm Türkiye'ye de mal olan bu evliliğin içimizi yıkayan katrelerini de bir biz biliriz. Bir "biz" uzaktan da olsa hissederiz, yaşarız .

Yaşar kemal'den mülhem "Abdi ağalar varsa İnce Memed'ler de var" dedim içimden. "Filiz ve Buğra da var" diye bağırdım bu gökten süzülen tertemiz katreler eşliğinde, avlumun dibinden kuyunun tepesinden süzülen gökyüzünün mavisine. Özgürlüğün heyecanına tutundum, Filiz'in elleriyle...

O katreler gözlüğümün camına düşüp buğusu ile bakışımı da nemlendirince göz pınarlarımı da benimle hemhal olan gökyüzünün tertemiz sızısı ile temizledim. İçimdeki temizlik ve aşktan süzülen katrelerle birbirlerine de karıştılar belki.

Ben yüreğime inanıyorum. Ben aşkıma inanıyorum. Ben yirmisekizime inanıyorum. Ben iyiliğe, sevdanın temizliğine yaslanıyorum. Kötülüğe hiç teslim olmadım olmayacağım. Adnan Yücel'den mülham "Bitmedi daha, sürüyor o kavga ve sürecek" dedim.. Filiz'imin gözpınarlarında nemlenmiş 10 ayın günlerini, ay dönümlerini düşündüm sonra. İnancını, direncini, duruşunu sahip çıkışını.. Bizi güçlendiren katrelerin, temizleyen sevda ateşimizden süzülen yaşların nasıl da birbirini duvarları aşarak tamamladığını düşündüm.

Sevdamızın temizliği zulmün her halinden daha büyük! Nice özgür, el ele, 10 aylara sevdiğim.

Address

Cumhuriyet Bulvarı No/1 İzmir Büyükşehir Belediyesi
Izmir

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dr. Buğra Gökce posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Dr. Buğra Gökce:

Share