16/11/2025
Gençlik Hareketinde Devrimci Eylem Hattını Kuralım
Geçtiğimiz 6 Kasım'da İzmir'de gerçekleşen; Kızıl Gençlik, Yeni Demokrat Gençlik, Devrimci Gençlik Birliği, Gençlik Devirecek, Özgürlükçü Gençlik, Devrimci Öğrenci Birliği, Öğrenci Kolektifleri, EHP Gençliği ve Marksist Fikir Topluluklarının katılımını görebildiğimiz YÖK eylemi Türkiye'de sol-sosyalist hareketin eylem biçimlerine dair tabloyu net bir biçimde ortaya koyuyor. Eylemi kimin örgütlediğini çözemediğimiz için eylemde bulunan örgütleri saymakla yetiniyoruz. İmza ''üniversite öğrencileri'' olduğu için sanıyoruz ki kimse de anlayamayacak.
Eylem için belirlenen saatin gelmesine birkaç dakika kala yürüyüş güzergâhı belirlenmiş, açıkça görüldüğü üzere gençlik örgütlerinin bulunduğu ve her örgütün kendi dar çevresini dahil ettiği bir eylemde ''üniversite öğrencileri'' imzasıyla çıkılmış, ajitasyon ve sloganlarda YÖK nadiren öne çıkmış, YÖK'ün ideolojik-politik işlevine dair esaslı söz söylenmemiş ve kollukla karşı karşıya gelindiğinde son derece gereksiz müzakere süreci yaşanmıştır. Ayrıca, polisle karşı karşıya gelindiği zaman sanki eylemde örgütsüz kitleler varmışçasına ''Bu polisler neden burada biliyor musunuz?'' gibi ya da ''Bu barikatı da aşarız!'' benzeri yapılan ajitasyonlar bizce ya katılan kitleyi tanımayan ya da yalnızca rekabetçi bir aklın ürünü. Birkaç bildiri dağıtımı ve sosyal medya paylaşımları dışında işçi-öğrenci kitlelere yönelik bir çalışma örülmediği de açıkça görülüyor. Bu tablo hemen hemen bütün eylemler için geçerli.
Eylemlerin örgütlenmesi basit bir iş bölümüne indirgenirken neyin hedeflendiği esaslı şekilde tartışılmıyor bile. Bunun bir sonucu olarak eylemde YÖK'ün 12 Eylül sonrası üniversitelerden devrimci siyaseti silmek için kurulmuş bir kurum olduğunun üstünde durulmadan, sıradan öğrencilere karşı ''faşizmin'' bir hamlesi olarak yorumlanıyor. Ajitasyon ve sloganlarda ise zaten öğrencilerin yaşayarak gördüğü açığa ve yoksulluğa dikkat çekiliyor. Öğrencilere devrimci siyaset götürmek yerine öğrenci siyaseti öne çıkıyor. Bildiğimiz kadarıyla eylemlerden sonra değerlendirme dahi yapılmıyor.
İzmir'de gerçekleşen YÖK eyleminin üzerinde bu kadar durmamızın nedeni bahsettiğimiz eylem hattı hakkında çok net fikirler vermesidir.
Eylemlerin örgütlenme tarzı, kitlelerle ilişkisi ve içeriği konusunda; uzunca zamandır denenen ve daha fazla sürdürülmemesi gereken bir eylem hattıyla karşı karşıyayız.
19 Mart isyanı ile birlikte ivme kazanan öğrenci hareketi, yıllardır üstünde bulunan ölü toprağını attı. Üniversitelere boykot gündemi tekrar girdi, on binler sokaklara döküldü. 19 Mart ya da geçmişte yaşanan benzer süreçlerden geçilmesine ve olumsuz sonuçlar alınmasına rağmen aynı eylem hattı sürdürülüyor. Neden böyle olduğu sorulduğunda; faşizm, devlet baskısı vb. tespitlerle birlikte solun zayıf olduğu ve bu nedenlerle işçi-emekçi kitlelerin eylemlerden uzak durduğu söyleniyor. Aslında bakılırsa geniş kesimler siyasete ve eylemlere uzak değil. Biraz geriye gidelim; Gezi, Metal Fırtına, Boğaziçi süreci vb. gibi örnekler geniş kitlelerin siyasete ve eylemlere ilgili olduğunu söylüyor.
Peki üzerinde durduğumuz YÖK eylemi ve benzer eylemler, onları eylemlere katılmaya ya da politik süreçlere dahil olmaya teşvik ediyor mu? Benimsenen eylem hattı farklı sonuçlar vermediğine göre cevap: Hayır.
Ne yapılacağını polisin dahi ezberlediği sembolik eylemler yerine devrimci eylemli bir hat öne çıkmalı.
''Basına ve kamuoyuna'' diye başlayan, bırakalım muhataplarının orada bulunmasını çoğu zaman açıklamayı deklare edenlerin bile gereksiz bulduğu, açıklama yerinin genellikle değişmediği bu eylemler devrimci-reformist ayrımını bulanıklaşıyor. Bu eylemlerde ''militanca tavırların'' sergilenmesi ve polise kafa tutmak devrimciliğin ölçütü sayılıyor. Militanlıktan kaçınılmadığı takdirde eylemlerin başarıyla ulaşacağı söyleniyor. Doğru fakat esas soru militanlıktan ne anlaşıldığıdır. Militanlık ancak eylemin içeriği ve sürekliliği ile açıklanabilir. Yaygın anlayış bunu kollukla karşı karşıya gelindiğinde takınılan tavırla açıklıyor ancak bu tek başına son derece yetersiz bir ölçüttür. Eğer militanlık esas amaç olarak ''güç kanıtlamaya'' hizmet ediyorsa bu rekabet odaklı davranışlara yol açar, devrimci hedef ile reformist şov arasındaki ayrım bulanıklaşır. Çağrısını yapanların bile çoğu zaman gereksiz gördüğü bu eylemlerde hedeflenen şey şu gibi görünüyor: kameralı propaganda. Yani öncü savaş siyasetinin bir karikatürü.
Organik bağ kurulmadan, planlı bir yaklaşım geliştirilmeden "öncü" mantığı ile sonuç beklenen ve devrimciliğin birtakım rutinlerin (gözaltına alınmak dahi) toplamından ibaret bir feda süreci olarak tariflendiği biçimin yaygınlaşması mücadeleyi karikatürize etmektedir. Üstelik sınıfın bu "öncü" anlayışın arkasından gelmesi gibi bilimsellikten uzak bir "beklenti" şurada dursun, her geçen gün işçiler emekçiler ile devrimciler arasındaki bağların inceldiği bir politik ama en çok da ideolojik atmosfere yapı taşlarını döşeyen bu yaklaşımın kendisidir. Bunun yayınlanması devletin baskısının, devrimcilerin ise direnişçi tavırlarının belgesi olduğu düşünülüyor. Aslen bu yöntemin kitlelerde solun güçsüz ve mağdur taraf olduğu düşüncesini yaydığı görülmüyor. Kitleler süreç ve eylemlerin dışına itiliyor, seyirci haline getiriliyor.
Tüm bu tablonun yanı sıra devrimci eylem hattının öne çıkmasından yana olanlar da var.
Böyle bir eylem hattının öne çıkarılması, sivil toplumculuktan çıkıp devrim iddiası ve onun gerekliliklerini yerine getirmeyi gerektirecek; bundan kaçınanlarla aramıza kesin ayrımlar koyacaktır.
Nedir bu bahsettiğimiz devrimci eylem hattı? Öncelikle meseleyi muhataplarına, yani işçi-emekçi kitlelere götürmek gerekli. Bu, bayrak kapıp gidilen adeta ibadet haline gelen pasifist eylemlerden ve amentü haline gelen sözleri söylemekten kopmayı, emekçi mahallelerini; yoksul semtleri ve kampüsleri karış karış dolaşmayı belirli konfor alanlarından çıkmayı gerektirir.
Süreçler ve eylemler örgütlenirken apolitik-ekonomist söylemlerden çıkılmalıdır. Son dönemde yaygın olan bu anlayış, faşistler kampüslerde devrimcilere saldırdığında ya da Ege Üniversitesinde gençlik örgütleri stant açtıkları için kolluk terörüyle karşı karşıya kaldıklarında, kitlelere devrimcileri ''yemekhane-barınma vb. sorunları dile getiren gençler'' olarak lanse ediyor. Devlet; devrimci olduğumuz için saldırırken politik kimliklerin bir kenara bırakılmasının, mağdur rolünün oynanmasının devrimci iddialara tezat oluşturduğu açıktır.
Varlığı dahi tartışma götürecek mevcut mevzilerin korunması bize bir şey kazandırmıyor. Hatta bu direnişçi çizginin yaygınlaşması, ileriye atılmanın önünü kapatıyor. Pratikte ve söylemlerde direniş hattından ziyade savaşıma hazırlanılmalı. Mücadeleyi zafere ulaştırmak savaşmakla mümkündür. Direnerek korunur, savaşarak kazanılır.
Gündemimize aldığımız her şey işçi-emekçi kitlelerin de gündemidir. Akademik ve ekonomik (beslenme, barınma, ulaşım vb.) gündemler üzerinden yapılan programların yüzü -yetersiz olmakla birlikte- görece biraz daha kitlelere dönükken örneğin; Suruç, Kızıldere, 6 Mayıs ya da 18 Mayıs gündemleri gençlik örgütleri kadrolarına havale ediliyor ve kurgu polisle karşı karşıya gelmek üzerine kuruluyor. Genel varsayım bu ve benzeri gündemlerin ilgililerinin az sayıdaki devrimciler olduğudur. Son derece yanlış bu anlayıştan da sıyrılmak gereklidir.
Genç Sosyalistler Birliği, gençleri işçi sınıfı siyasetinin taşıyıcısı ve biricik öznesi olan devrimci partiye örgütlemeyi ve kazandırmayı amaçlayan bir gençlik örgütü olarak kuruldu. Akademik, ekonomik hak mücadeleleri, öğrencileri devletle karşı karşıya getiren mücadelelerdir. Biz bu mücadeleleri yürütmenin önemini kavradığımız gibi bu mücadelelerin yetersiz olduğu bilincindeyiz. O yüzden hak ve özgürlükler mücadelesini ancak devrimci hedeflerle, sömürü ve baskının ortadan kaldırılması hedefine bağladığımızda sonuç alabileceğimiz bilinciyle hareket ediyoruz. Biz, reformistler gibi demokrasi aşığı değiliz çünkü her demokrasinin bir sınıf diktatörlüğü olduğunu biliyoruz. Biz işçi sınıfı demokrasisinden yanayız, reformizme karşıtlığımızın temelini de bu oluşturuyor.
Genç Sosyalistler Birliği olarak bu bilinçle hareket etmeye devam edeceğiz. Devrimci eylem hattını örgütlemeye dar grupçu-pasifist çizgiye karşı herkesi birlikte hareket etmeye, örgütlenmeye çağırıyoruz. Çıkış metnimizde belirttiğimiz üzere: ''Genç Sosyalistler Birliği tüm gençliği örgütlenmeye çağırıyor. Her genç bugün kendisinde en yakın gördüğü bayrağın altına girmeli, o bayrağı taşımalı, o bayrak altında savaşmalıdır. Bu savaşta kızıl bayrağımız ile biz de varız.''