28/07/2020
ERZURUM'DAN SİTEM...
"Bu memleket adam olmaz",
"Yaşanacak yer değil",
"Kışın buzu yazın tozu",
"Buradan kaçan kurtulur",
"Dev memleketi"
Her gün bu yaralayıcı sözlerle içimi kanatıp duruyorsunuz. Bu yakıcı sitemleri hak ediyor muyum? Hiç düşündünüz mü?
Yükseklerde bir yerdeyim. Beni siz buldunuz. Coğrafyama siz yerleştiniz.
Selçukoğulları, sert iklimimi ilimle yumuşattı, beni medreselerle süsledi.
Beyaz örtümün altında kar çiçekleri gibi tomurcuklandı, renklendi ilim kültür. Sonra dalga dalga imparatorluk coğrafyasına yayıldı. Semtlerim güzel mabetler, çağıl çağıl çeşmelerle süslendi.
İbrahim Hakkılar, Nef'iler, Emrahlar. Toprağımdan aldıkları feyizle başaklar verdiler..Kapılarından oluk oluk kervanlar aktı. İpek yüklü,baharat yüklü kervanlar...
Bu huzur dolu yıllarda Evliya Çelebi'yi konuk ettim. Kışımdan, soğuğumdan şikayetçi oldu; lakin yazıma DOYAMADI. Havamı ,suyumu arar oldu.Yakut renkli çayını yudumlarken aşıklardan atışmalar dinledi,meddahlar izledi.
Gel zaman, git zaman; yurdu saran kara bulutlar benim de ışığımı kesti. Korumak için,uzanan kollar gibi tabyalarla bağrınıza bastınız beni. Çünkü seviliyordum o vakitler.
Rus'un, Ermeni'nin çizmesi altındaki bedenim, Nene Hatunları, vatanperver dadaşları incitti. Benim için canlarını ortaya koydular. Baltalarla,küreklerle savundular varlığımı.
Yedi düvelin zulmünde inleyen vatan topraklarına "Ya İstiklal Ya Ölüm!"; kurtuluş mücadelesini başlatmak isteyen Mustafa Kemal'e yurdun dört bir yanını görebilecek, Yükseklerde, mert, güvenilir bir yer gerekti.
İşte o yer,benim toprağım oldu. Ufuklarımızdaki kara bulutlara,yıldırımlar gibi inen keskin ışıklar ulaştı Mustafa Kemal'le...
Ocaklar yeniden tütmeye başladı, lacivert gecelerin ayazında...
Harabeye dönmüş vücudumun yaralarını daha yeni sarıyordum ki, mutluluğu başka topraklarda aramaya başladınız.
İşgal dönemlerinde bile görülmemiş bir göçle, katar katar, arkanıza dahi bakmadan terk ettiniz beni.
İğrenerek, hatta küfrederek,ihanet eden benmişim gibi bırakıp gittiniz akın akın...
Sanki gittiğiniz yerlerde bensiz mi yaşadınız? Burnunuzun kemiğini sızlatan hasretim;aklınızda,yediğinizde, içtiğinizde,türkülerinizde...
Bana ne verdiniz de alamadınız? Havanın amberin, suyun kevserini, çiçeğin cevherini sunmadım mı size?
Peki, siz???
Tandırbaşlı, ayran aşı kokan evlerimden, Palandöken'in serinliğini taşıyan çeşmelerimden kaç tanesini bıraktınız?
Yıllarca çekişip durdunuz,çekemediniz birbirinizi. Sırt sırta vermediniz. Birlik olamadınız. Sadece bar oynarken el ele verdiniz.Her zaman en kolayını seçtiniz:
SATIP SAVIP KAÇMAK!..
Hanginiz elinizi taşın altına koydunuz?Sorun kendinize...
Bu maddi ve manevi mirası yaşatmak için ne yaptınız?
Çok az şey;
SADECE KONUŞTUNUZ VE AHKAM KESTİNİZ...
Kültürümün motiflerini bozmak,şivemi çirkinleştirmek için elinizden geleni ardınıza bırakmadınız.
İnanın,beni terketmeyen parmak sayısı kadar az vefalı gönüldaşımla varlığımı sürdürmeye çalışıyorum.
Yalvarıyorum,beni daha fazla yaralamayın.Yoksa bir gün elinizden kaybolup gideceğim.
Beni ben yapan özellikleri anlatın genç nesillere.Anlatmakla kalmayın yaşayın yaşatın zamanın her diliminde.
Bırakın artık ayrılığı,gayrılığı...
Birlik olun, kuvvetlenin, güçlü olun. Size hizmet verecek çalışkan,emin yürekleri arayıp bulun. Bu konuda mücadele edin, ittifak edin.
Manevi atmosferimde huzurla, güvenle, varlıkla sürdürün hayatınızı...
Ozan Kaderi'nin şu mısraları yaşanmasın ne olur?
"Öyle döndü ki dünya yüzlerde al kalmadı
Sen kendi köşende bittin bende de hal kalmadı"
Ben,ERZURUM; bunu bilir bunu söylerim.
Eğitimci Yazar : Hayati Kerget
Erzurum 2009