24/12/2016
Son’unda.
İzninize zerre ihtiyaç duymadan bir sigara yakarak başlıyorum yazıma. Daha doğrusu kimilerini fazlasıyla mutlu edecek, kimilerini -içinizde tek tük de olsa böyle birilerinin olduğuna aldanmayı seçiyorum kadehle- boşluğa sürükleyecek bir veda konuşması olacak.
Zevkle yazdığımı söylemek isterdim eğer içimde bunu hissedebilecek bir yer kalmış olsaydı.
Ama gelin görün ki bana bıraktıklarınızdan geriye kalan hurdaların içinde keyif alabilen bir zerre bile yok.
Israrla okumadığınız, tüm ikiyüzlülüğünüzle önemsediğinize dair sarf edilen sözcüklere rağmen hiçbir şekilde anlamaya bir parça da olsa gayret etmediğiniz o yazılarımda da belirttiğim gibi yoruldum.
Sadece sizden değil.
Artık boğazıma yapışan bu şehirden, tenimin her yanına çarpmaktan usanmayan bu dört duvarın arasında bulunmaktan, aynı sokakların ben yıllardır bastıkça izlerimi ısrarla silmesinden, gördüğüm insan yüzlerinden, yalancı tebessüm maskelerinden, istekleriniz uğruna yenilediğiniz ilgi-alaka yalakalıklarından, sadece korktuğunuzdan dolayı yöneldiğiniz kabullenme oyunlarınızdan, defalarca uyarmama rağmen hala arkamdan konuşmaya devam etmelerinizden, kendi acılarınızı Kaf Dağı sanışlarınızdan, üstelik bu acıların sizi boğduğunu düşünürken asıl boğulma nedeninizin kendi parmaklarınız olduğunu görememenizden, durmadan kovaladığınız ‘kendi’ kuyruklarınıza tırnağınızı geçirdiğinizde ciyak ciyak bağırmalarınızdan, göstermelik duyarlılığınızdan, şov niyetiyle yaptığınız iyiliklerinizden, bitip tükenmek bilmeyen yeni günlerden, gecelerin aynı şekilde aynı karanlıkla inmesinden, ve merak etmeyin özellikle de kendimden çok yoruldum.
Tükendim.
Son çırpınışlarım olarak bırakıp gidiyorum bunların üçü hariç her birini.
Sahip olduğum karanlığı, ağrılarımı ve varlığımı bir bavula doldurarak terk ediyorum hepinizi.
Yeni bir başlangıçtan ümidim yok belki ama daha fazla bu yorgunluğu kaldıramayacağımdan sessizliğe sürgün ediyorum kendimi.
Gönül varlığımı da toprağa terk edip gitmeyi diliyordu fakat.
Bu gönlün dilekleri kabul edilmemeyle lanetli.
Anlaşılan o ki içine sıkıştığım bu ağrılı nefesi bırakmamın zamanı henüz gelmedi.
Kelimelerimi görmeyeceğiniz bir yerde asıp bir bir, kefeni geçireceğim sırtıma zamanı geldiğinde.
Yalnız gelde ve yalnız gider bu adam.
Daha hiç yüzünü görmediğim, benim ruhumun zerresine ilişememiş bir adamın beni diğer bedenlere değmiş elleriyle temizleyip(!) bir pamukla bez parçasına sarmasına ihtiyacım yok!
Şu vakte kadar her işime yetebildiğim gibi kendi kefenimi de giyer geberir giderim bir köşede, şüpheniz de olmasın.
Benim yalnızlığım ölümden büyük.
Ölüm bile yenemeyecek bunu.
Etimi koparmalarınız yetmediği gibi bir de ölümümden nasibinizi almanıza izin vermeyeceğim.
Fazlasıyla yeterli bu vakte kadar benden alabildikleriniz.
Anlamıyorsunuz, bu kelimeleri -ilk i harfinden son noktasına kadar- yine anlamayacaksınız.
Acı.
Ne acı verici.
Bırakın yaşananları, kelimelere dökülmeye cüret edilmişleri anlamaya bile hal kalmamış.
Acı demiştim değil mi?
Göğsümün sol yanından başlayıp omuzlarıma ulaşan, kollarımı gezerek parmaklarımı ele geçiren, oradan ayaklarıma, ayak tabanlarıma sıçrayan ve en son soluğumu da işgal ederek beni şu an bulunduğum hal içine sokan acı.
Anlamıyorsunuz değil mi?
Soluğun bile acı verici olmasını.
Ya da
Anlayamıyorsunuz değil mi?
Boşverin, tüm bunları, saydıklarımı, sövdüklerimi, içten içe küfürleri basarak isimlerini itinayla sevdiklerimi, her birini boşverin.
Bir sigara daha yakayım elimde boşalan kadehe.
Tüm gerçeklikten bihaber dostlarımın yerine bu gidişimi kutlamaya
gidiyorum.
Ne istiyorsanız size kalsın.
Dokunmayın bana.
Benden bu kadar,
Benden buraya kadar
Yalnız geldim, yalnız gidiyorum.