Kayıp Hafıza Atlası - Aylin Kosovaeri Şahin

Kayıp Hafıza Atlası - Aylin Kosovaeri Şahin Serbest Araştırmacı

12/06/2026

Göbeklitepe’de topografyanın, yapıların, sütunların ve sembollerin bir dili vardır. Yapılarda görülen hiçbir şeyin rastgele olmadığını düşünüyoruz.

Yapıları okumaya başlamadan önce bu dili bilmek, kültürün derin kozmolojisini anlamaya olanak tanır. Göbeklitepe Sözlüğü olarak adlandırdığımız yaklaşım, yedi yapının detaylı olarak incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Bu sözlüğün en önemli figürlerinden biri akbabadır.

Özellikle D yapısı P43 numaralı sütunda ve yapı sırtındaki ruh deliği ile birlikte değerlendirildiğinde akbaba, ata ruhlarının aydınlığa doğru yaptıkları yolculukta görev alan bir rehber olarak karşımıza çıkar.

Neolitik çağ insanı için akbabalar yalnızca leşçil hayvanlar değildi. Çatalhöyük’te bulunan başsız insan ve akbaba sahneleri de onların ölüm ile gökyüzü arasındaki ilişkiyi temsil ettiğini düşündürmektedir.

Göbeklitepe Sözlüğü içerisinde akbabanın iki farklı formu bulunur. Açık kanatlı akbabalar yeryüzü formunu, kapalı kanatlı akbabalar ise kozmik formu temsil eder. Böylece akbaba yalnızca bir hayvan değil, ata ruhlarının yeryüzünden aydınlığa uzanan yolculuğunu anlatan kozmik bir varlık haline gelir.

Kayıp Hafıza Atlası sitemiz açıldığında akbabaların yapılardaki rolünü ve Göbeklitepe kozmolojisindeki yerlerini daha yakından inceleyebileceksiniz.

Takipte kalın.

Aylin Kosovaeri Şahin
Aylin Kosovaeri Şahin

neolitik

12/06/2026

Göbeklitepe’de topografyanın, yapıların, sütunların ve sembollerin bir dili vardır. Yapılarda görülen hiçbir şeyin rastgele olmadığını düşünüyoruz.

Yapıları okumaya başlamadan önce bu dili bilmek, kültürün derin kozmolojisini anlamaya olanak tanır. Göbeklitepe Sözlüğü olarak adlandırdığımız yaklaşım, yedi yapının detaylı olarak incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

D yapısında, P67 sütunu önündeki platformda oturan yaban domuzu, sütunun temsil ettiği ruh deliğinden geçen kozmik varlıklar ve ata ruhlarını denetlemekle görevli bir kapı bekçisi olarak karşımıza çıkar. Aynı figür D yapısındaki P33 sütunu üzerinde kabartma olarak da görülmektedir.

Yaban domuzunun en yoğun biçimde göründüğü yapı ise C yapısıdır. C yapısı, D yapısının temsil ettiği yeryüzünden ayrılan ata ruhlarının, kozmik varlıkların, aydınlık ve karanlığın geçiş yaptığı bir eşik, bir liminal alan olarak değerlendirilebilir.

Araf olarak da yorumlayabileceğimiz bu alandan geçen varlıklar burada kalmaz; kendi döngülerini tamamlamak üzere yalnızca geçiş yaparlar. Bu nedenle C yapısı, kozmik hareketliliğin en yoğun yaşandığı alanlardan biri olarak görünmektedir. Kazılarda en çok heykelin bulunduğu yapılardan biri olması ve yaban domuzu tasvirlerinin yoğunluğu nedeniyle burası aynı zamanda yaban domuzunun evi olarak da düşünülebilir.

Bu bağlamda yaban domuzunun görevi, bu geçişleri denetlemektir.

Onu, İskandinav mitolojisinde tanrıların dünyasına açılan köprüyü koruyan kapı bekçisi Heimdall’a benzetebilirsiniz. Heimdall nasıl âlemler arasındaki geçişi gözetiyorsa, yaban domuzu da Göbeklitepe kozmolojisinde farklı varlık türlerinin hareket ettiği eşiğin bekçisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bekçi rolü için yaban domuzunun seçilmiş olması da dikkat çekicidir. Büyük, güçlü, saldırgan ve tehlikeli bir hayvan olması nedeniyle bu göreve uygun görülmüş olabileceğini düşünüyoruz.

Kayıp Hafıza Atlası sitemiz açıldığında, yaban domuzunun yapılardaki rolüne daha yakından şahitlik edebileceksiniz.

Kayıp Hafıza Atlası sitemiz açıldığında, yaban domuzunun yapılardaki rolüne daha yakından şahitlik edebileceksiniz.

Aylin Kosovaeri Şahin

Göbeklitepe hakkında yazılanların büyük bölümü tek bir sütuna, tek bir sembole veya tek bir figüre odaklanıyor. Özellikl...
11/06/2026

Göbeklitepe hakkında yazılanların büyük bölümü tek bir sütuna, tek bir sembole veya tek bir figüre odaklanıyor. Özellikle P43 numaralı ünlü Akbaba Taşı, yıllardır felaket teorilerinden astronomik haritalara kadar birçok farklı yorumun merkezinde yer alıyor.

Ancak yıllar süren çalışma boyunca fark ettiğim şey, Göbeklitepe’nin tek tek sütunlar okunarak anlaşılamayacağı oldu.

Bir sütunun üzerindeki sembol çoğu zaman yalnızca bulunduğu yapıyı anlatmıyor. Aynı sembol başka bir yapıda devam ediyor, başka bir sütunda anlam kazanıyor ve bazen yüzlerce metre ötede tamamlanıyor. Yapılar birbirinden bağımsız değil; tek bir sistemin parçaları gibi davranıyor.

Bu nedenle Akbaba Taşı’nı da bulunduğu yerden kopararak okumak yerine, D Yapısı’nın tamamı ve diğer yapılarla birlikte değerlendirmeye başladım. Ortaya çıkan tablo beni, yıllardır yapılan yorumlardan oldukça farklı bir sonuca götürdü.

Yaklaşık 500 sayfaya ulaşan bu çalışma boyunca yalnızca Göbeklitepe yapılarını değil, aynı zamanda bu düşünce sisteminin Mezopotamya, Anadolu ve diğer ardıl kültürlerde bıraktığı izleri de takip etmeye çalıştım.

Bu karosel, ortaya çıkan büyük tablonun yalnızca küçük bir parçası.

Önümüzdeki günlerde D, C, H, B, A, Aslanlı ve F yapılarının mimarileri, sembolleri, takvim sistemleri ve birbirleriyle kurdukları ilişkileri paylaşmaya başlayacağım.

Göbeklitepe’nin en ilginç tarafı belki de taşların üzerinde gördüklerimiz değil, bütün yapıların birlikte anlattığı hikâyedir.

Çalışmanın tüm detayları yakında Kayıp Hafıza Atlası internet sitesinde de erişilebilir olacak.

Aylin Kosovaeri Şahin
Aylin Kosovaeri Şahin

Göbeklitepe D Yapısı neden oval?D Yapısı’nın şekli yalnızca mimari bir tercih değildir. Yapının duvarları, sütunları ve ...
11/06/2026

Göbeklitepe D Yapısı neden oval?

D Yapısı’nın şekli yalnızca mimari bir tercih değildir. Yapının duvarları, sütunları ve ekseni birlikte incelendiğinde formunun güneş hareketleriyle doğrudan ilişkili olduğu görülür.

Göbeklitepe kozmolojisinde yılın dört önemli günü vardır: 21 Haziran ve 21 Aralık gündönümleri ile 21 Mart ve 21 Eylül ekinoksları. D Yapısı’nda bu tarihler belirli sütunlarla temsil edilmektedir.

Yapı duvarları yaklaşık 2,5 metre yüksekliğindedir. Güneş bu özel günlerde yükselirken önce duvarı aşar, ardından ilgili sütuna ulaşır. Bu ilk temas anında sütunun yapı içerisindeki en uzun gölgesi oluşur.

Gün ilerledikçe gölge kısalır. Gün batımında ise süreç tersine döner. Güneş karşı taraftaki sınır noktasına ulaşır ve sütunun arkasından alçalmaya başlar. Böylece sabah oluşan ilk uzun gölge ile akşam oluşan son uzun gölge aynı sınırı tanımlar.

Bu gölge sistemi yapının yalnızca şeklini değil, aynı zamanda kozmolojinin takvimini de belirler. D Yapısı, Göbeklitepe kozmolojisinde yeryüzünün evini temsil eden alandır. Yeryüzündeki ışık ve gölge ile ortaya konan bu takvim sistemi tüm yapılarda işlevseldir.

D Yapısı’nın oval formu da bu nedenle anlam kazanır. Yapının sınırları, yılın dört özel gününde sütunların oluşturduğu gölgelerin ulaştığı alanlarla uyumludur. Takvim ve mimari burada tek bir sistemin parçalarıdır.

Bu yalnızca başlangıç. D Yapısı’nın gölge sistemi, takvim mekanizması ve yapılar arası bağlantılarıyla ilgili tüm çalışma yakında Kayıp Hafıza Atlası’nda yayımlanacak.

Aylin Kosovaeri Şahin
Aylin Kosovaeri Şahin

d

11/06/2026

Göbeklitepe denildiğinde akla ilk gelen yapı D Yapısı’dır. Bunun nedeni yalnızca en iyi korunmuş yapılardan biri olması değil, aynı zamanda Göbeklitepe kozmolojisinin en yoğun şekilde burada görünmesidir.

Yaklaşık 20 metre çapındaki bu anıtsal yapı, merkezde yer alan iki büyük T biçimli sütun ve onları çevreleyen çember sütunlardan oluşur. Ancak D Yapısı yalnızca taşların dizildiği bir alan değildir. Sütunların yerleri, üzerlerindeki kabartmalar ve yapının yönelimi birlikte değerlendirildiğinde karşımıza bir ritüel alanı ve kozmolojik model çıkar.

Yapının doğu kanadı zamanın ve takvimin takip edildiği bölümdür. Gündönümleri ve ekinokslar, belirli sütunlar ve onların oluşturduğu gölge sistemi aracılığıyla yapıya yansıtılmış görünmektedir. Doğu merkez sütunu P18 üzerinde yer alan kün-ay sembolü ve ekinoks dönemlerinde yapıya düşen Ay ışığı düzeni, bu takvimsel işlevin en dikkat çekici örneklerinden biridir.

Batı kanadı ise farklı bir anlatı taşır. Burada ölüm, yer altı yolculuğu ve ata ruhlarının hareketleri konu edilmektedir. P43 sütunundaki akbaba sahnesi, başsız insan figürü ve diğer semboller birlikte değerlendirildiğinde, ruhun bedenden ayrılıp aydınlığın kaynağına doğru yaptığı yolculuğun izleri görülmektedir.

D Yapısı’nda aydınlık ve karanlık da yalnızca fiziksel olgular değildir. Güneş, Ay, yıldızlar, mevsimler ve insan yaşamı aynı döngü içerisinde ele alınır. Yaz gündönümünden sonra güneşin yer altına inişi, kış gündönümünden sonra yeniden yükselişi ve buna eşlik eden karanlık döngüsü, yapı üzerindeki hayvan sembolleriyle ifade edilmiş görünmektedir.

Bu nedenle D Yapısı bir tapınaktan çok daha fazlasıdır. Yaşayanların, ata ruhlarının ve kozmik güçlerin bir araya geldiği sembolik bir merkezdir. Yeryüzünü temsil eden bu yapı, Göbeklitepe kozmolojisinin başlangıç noktası olarak diğer yapılara açılan kapıyı oluşturur.

Belki de Göbeklitepe’nin çözülmesi gereken ilk yapısı olmasının nedeni de budur. Çünkü D Yapısı anlaşılmadan, C

10/06/2026

Göbeklitepe’de Aydınlık ve Karanlığın Takvimi

Göbeklitepe yapılarında aydınlık ve karanlık yalnızca gece ve gündüzü ifade etmez. Bunlar yaşamı yöneten, mevsimleri değiştiren ve kozmik düzeni oluşturan iki temel güç olarak görünmektedir.

Bu düzenin sembolleri aslan, yaban öküzü ve köpekgildir.

Aslan aydınlığın gücünü temsil eder. Günlerin uzadığı, yaşamın canlandığı ve doğanın güç kazandığı dönemler onunla ifade edilir. Yaban öküzü ise karanlığın gücünü temsil eder. Gecelerin uzadığı, aydınlığın geri çekildiği ve karanlığın güç kazandığı dönemler onun döngüsüne aittir.

Bu iki gücün yıl boyunca değişen dengesi ise köpekgil figürü ile takip edilir. Köpekgil, güneşin gökyüzündeki hareketini temsil ederek kozmolojik takvimin okunmasını sağlar. Gündönümleri, ekinokslar ve mevsimsel geçişler bu hareket üzerinden anlam kazanır.

Yılın ilk yarısında aydınlığın gücü yükselirken karanlık geri çekilir. Yaz gündönümünden sonra süreç tersine döner; karanlık güç kazanmaya başlar. Kış gündönümüne ulaşıldığında ise karanlığın yükselişi tamamlanır ve aydınlık yeniden doğuş sürecine girer. Böylece döngü sürekli devam eder.

Göbeklitepe insanı için evren durağan değil, hareket halindeki bir dengedir. Aslan ve yaban öküzü bu dengenin iki gücünü temsil ederken, köpekgil onların yıl içindeki değişimini takip eden kozmolojik takvimi göstermektedir.

Belki de bu nedenle Göbeklitepe’de zaman, sayıların değil; gökyüzünün, mevsimlerin ve kozmik güçlerin hareketiyle ölçülüyordu.



Aylin Kosovaeri Şahin

05/06/2026

Volkanlar ve Güneşin Yeraltı Yolculuğu

Neolitik insan için güneş yalnızca gökyüzünde hareket eden bir ışık değildi. Her gün doğuyor, göğü dolaşıyor ve akşam olduğunda gözden kayboluyordu. Ancak ortadan kaybolması, yok olduğu anlamına gelmiyordu. Çünkü ertesi sabah yeniden ortaya çıkıyordu.

Bu durum kaçınılmaz bir soruyu doğurmuş olmalıydı:

Güneş gece nereye gidiyordu?

Bugün bu sorunun cevabını biliyoruz. Ancak on iki bin yıl önce yaşayan insanlar için güneş gerçekten ufkun altına iniyor ve görünmeyen bir dünyaya geçiyordu.

İşte bu noktada volkanlar farklı bir anlam kazanmış olabilir.

Yerin altından ateş çıkaran, duman püskürten ve içlerinde görünmeyen bir gücü barındıran dağlar, yeraltındaki dünyanın görünen yüzü gibi algılanmış olabilir. Gökteki ateş ile yeraltındaki ateş aynı döngünün parçaları olarak düşünülmüşse, güneşin gece yolculuğunun da bu ateşli dünyanın içinden geçtiğine inanılması şaşırtıcı değildir.

Bu bakış açısıyla volkanlar yalnızca coğrafi oluşumlar değil, güneşin her akşam girdiği ve sabah yeniden çıktığı geçitler haline gelir.

İlginç olan ise birçok erken yerleşimin ve ritüel merkezinin volkanik alanlarla ilişki göstermesidir. Çatalhöyük’ün ufkunda Hasan Dağı yükselir. Göbeklitepe ise Germuş Dağı ve Karacadağ volkanik sisteminin etkisindeki bir coğrafyada yer alır. Arabistan’ın kuzeyindeki dev taş yapılar ve mezar alanları da geniş bazalt lav sahalarının üzerine kurulmuştur.

Bu durum tek başına bir kanıt değildir. Ancak farklı coğrafyalarda tekrar eden bir desenin varlığı dikkat çekicidir.

Belki de volkanlar eski insanların gözünde yalnızca yüksek dağlar değildi. Belki onlar, güneşin gece boyunca görünmeyen yolculuğunu sürdürdüğü yeraltı dünyasının yeryüzündeki işaretleri olarak görülüyordu.

Eğer öyleyse, gökteki ateş ile yeraltındaki ateş arasındaki bağ, insanlığın en eski kozmolojik düşüncelerinden birinin izlerini taşıyor olabilir.

Aylin Kosovaeri Şahin
Kayıp Hafıza Atlası

03/06/2026

# Deneb: Neolitik Dünyanın Ruh Kapısı mıydı?

Bugün gökyüzüne baktığımızda Deneb'i yalnızca uzak bir yıldız olarak görüyoruz. Ancak bazı arkeoastronomi araştırmacılarına göre Neolitik dönemde bu yıldız çok daha derin bir anlam taşıyor olabilir.

Deneb, Kuğu Takımyıldızı'nın en parlak yıldızıdır. Yaklaşık 12 bin yıl önce gökyüzündeki konumu nedeniyle Samanyolu'nun en dikkat çekici bölgelerinden biriyle ilişkilendiriliyordu. Bazı araştırmacılar, Neolitik insanın Samanyolu'nu yalnızca bir yıldız kuşağı olarak değil, ruhların izlediği göksel yol olarak gördüğünü öne sürmektedir.

Bu yoruma göre ölüm, yaşamın sonu değil, başka bir aleme yapılan yolculuğun başlangıcıydı. Ruhlar Samanyolu boyunca yükseliyor ve yolculuğun sonunda Deneb'in temsil ettiği göksel geçide ulaşıyordu.

Bu düşünceyi Göbeklitepe ile ilişkilendiren araştırmacılar da vardır. Özellikle D Yapısı'nın mimari düzeni ve bazı taş elemanların konumu, MÖ 10. binyıldaki Deneb gözlemleriyle bağlantılı olabilecek şekilde yorumlanmıştır. Yapı içerisindeki bazı açıklıkların veya delikli taşların göksel gözlem noktaları olarak kullanılmış olabileceği de öne sürülmektedir.

Ancak Deneb ile Göbeklitepe arasındaki ilişkiyi ilginç kılan yalnızca yıldız değildir.

Göbeklitepe'de sıkça karşımıza çıkan akbabalar da bu tartışmanın önemli bir parçasıdır.

Yakın Doğu'nun bazı Neolitik topluluklarında ölü bedenlerin açıkta bırakıldığı ve kuşlar tarafından kemiklerinden ayrıştırıldığı bilinmektedir. Bu nedenle akbaba yalnızca ölümle değil, ölümden sonraki dönüşümle de ilişkilendirilmiş olabilir.

Bazı araştırmacılar, gökyüzündeki Kuğu Takımyıldızı'nın o dönemde kutsal bir kuş veya devasa bir akbaba olarak algılanmış olabileceğini düşünmektedir. Bu durumda Deneb, göksel kuşun en önemli noktası haline gelirken, yeryüzündeki akbaba ritüelleri ile gökyüzündeki yıldızlar arasında sembolik bir bağ kurulmuş olabilir.

Eğer bu yorum doğruysa, Deneb Neolitik insan için yalnızca bir yıldız değildi

03/06/2026

Akbabadan Kanatlı Tanrılara

Göbeklitepe'de en dikkat çekici figürlerden biri akbabadır.

Bugün çoğu insan için akbaba yalnızca leşle beslenen bir kuştur. Ancak eski toplumlar için durum farklıydı. Akbaba ölümün ardından ortaya çıkan bir canlıydı. İnsanlar onun gökyüzünden geldiğini, ölü bedenlerle ilişki kurduğunu ve tekrar göğe yükseldiğini görüyordu.

Bu nedenle birçok eski kültürde akbaba yalnızca bir hayvan değil, ölüm ile gökyüzü arasındaki bağın sembolü haline geldi.

Göbeklitepe'de de akbabaların sıradan bir hayvan olarak kullanıldığı söylenemez. Özellikle D Yapısı'ndaki kompozisyonlarda ölüm, baş ve kuş figürlerinin bir arada bulunması dikkat çekicidir.

Bazı Neolitik topluluklarda ölü bedenlerin açık alana bırakıldığı ve kuşlar tarafından etlerinden ayrıştırıldığı bilinmektedir. Daha sonra kafataslarının alınarak saklanması veya ritüel amaçlı kullanılması da Yakın Doğu'nun birçok yerinde görülen bir uygulamadır.

Bu nedenle akbaba yalnızca ölümün değil, dönüşümün de sembolü olabilir.

Ölen kişi tamamen yok olmuyordu.

Bir yolculuğa çıkıyordu.

Akbaba ise bu yolculuğun aracılarından biri olarak görülmüş olabilir.

Binlerce yıl sonra Mezopotamya'da benzer düşünceler farklı biçimlerde karşımıza çıkar.

Artık ruhlar göğe yükselir. Tanrılar göksel alanlarda yaşar. Kutsal varlıklar kanatlarla betimlenir.

Kanatlar yalnızca uçmayı değil, iki dünya arasında hareket etmeyi temsil eder. Göbeklitepe'de bu rolü akbaba üstleniyor olabilir.

Mezopotamya'da ise aynı görev kanatlı tanrılara, kutsal habercilere ve kozmik varlıklara aktarılmış görünür. Belki de binlerce yıl boyunca değişmeyen şey tanrılar değil, fikrin kendisiydi.

Ölüm bir son değildi. Gökyüzüne açılan bir geçişti.

Ve akbaba, insanlığın hafızasında bu yolculuğun ilk rehberlerinden biri olmuş olabilir.

Aylin Kosovaeri Şahin



02/06/2026

Göbeklitepe'den Gılgamış'a, Harran'dan Mezopotamya'ya uzanan anlatılarda tekrar eden ortak bir tema vardır: İnsanların yaşadığı dünya, daha büyük bir kozmik düzenin yalnızca bir parçasıdır.

Mezopotamya kozmolojisinde evrenin temelinde kozmik sular bulunur. Dünya ise bu suların içinden yükselen geçici bir yaşam alanı gibidir.

Gılgamış ölümsüzlüğün bilgisine ulaşmak için dağları aşar, karanlık yollardan geçer ve sonunda Ölüm Suları'na ulaşır. Bu nedenle Ölüm Suları yalnızca bir nehir değil, insanların dünyası ile öte dünya arasındaki sınır olarak da düşünülebilir. Öte dünyaya ulaşmak için önce yeryüzünden ayrılıp kozmik suya geçmek gerekir.

Göbeklitepe'de bazı semboller bu açıdan ilginç görünmektedir. Çalışmalarımda zikzak motiflerini kozmik alan, dalga motiflerini ise kozmik su göstergesi olarak değerlendiriyorum. Dikkat çekici olan, dalga motifinin şimdiye kadar yalnızca iki kritik noktada ortaya çıkmasıdır.

Bunlardan ilki D Yapısı'nın kuzeyindeki P67 sütunudur. Sütundaki deliğin çevresinde dalga benzeri işaretler yer alır. İkincisi ise C Yapısı'nın dış çember girişinde bulunan kapı bekçisi domuz kompozisyonudur. Domuzun üzerinde kozmik varlıklar, arkasında ise yine dalga biçimli işaretler görülür.

Eğer bu yorum doğruysa, D Yapısı insanların yaşadığı dünyayı temsil ederken P67 kozmik sulara açılan eşik olabilir. C Yapısı'nın dış çemberi ise artık bu kozmik su alanının kendisi haline gelir. Merkezde bulunan büyük sütunlar da Mezopotamya metinlerinde Ölüm Suları'nın ötesinde yaşayan Utnapiştim'e benzer şekilde ataların veya ölümsüz varlıkların alanını temsil ediyor olabilir.

Bu durumda anlatı şaşırtıcı biçimde Gılgamış ile benzeşir:

Önce dünya geride bırakılır.

Sonra kozmik sular aşılır.

Sonunda ataların bulunduğu merkeze ulaşılır.

Belki de binlerce yıl boyunca değişen şey hikâyelerdi.

Değişmeyen ise aynı soruydu:

İnsan bu dünyaya nereden gelir ve öldüğünde hangi yoldan geri döner?

Aylin Kosovaeri Şahin


Address

Ankara

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kayıp Hafıza Atlası - Aylin Kosovaeri Şahin posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share