Ezine Pazarköy

Ezine Pazarköy Pazarköy Hakında Yapılmış Çalışmalar ADLANDIRILMASI: Köyün kuzeyinde bulunan tepelerde göçebelerin yaşadığı biliniyor. Köy adını bu pazardan alıyor. Topal Rıza.

Sadece hayvancılıkla geçinen ve oldukça kalabalık olan bu göçerler için çevredeki yerleşik hayata geçmiş köylerin de iştirak edecekleri bir pazaryeri oluşturulup Pazar kurulmaya başlanıyor. KURULUŞU: Kesin bir tarih olmamakla birlikte eski mezar taşlarındaki ölüm tarihleri ve çeşitli rivayetlere göre 200–230 yıl önce kurulduğu tahmin ediliyor. Rivayetlerin en mütevatirine göre, Balıkesir yöresinde

n gelen Albay Hacı Yakup Bey, bu günkü Pazarköy’ün bulunduğu yere bir ev inşa ediyor. Kendi bağını, bahçesini yapıyor. Daha sonra çevredeki göçerlere kendi evinin yanına ev yaparak yerleşmelerini teklif ediyor. Bu çağrıdan sonra, Gençler, Nebiler, Numanlar, Eseler, Topallar ve lakapları şimdi bilinmeyen 14 aile köye yerleşiyor. Zamanla köyün kuzeyindeki tepelerde yaşayan göçerlerin yerleşmesiyle köy büyüyor. TARİHİ DURUMU: Bulunan paralardan Milattan önce ikiyüzlü yıllara ait site devletleri olduğu saptanmıştır. ( Eski paralar)
Aynı bölgede antik Yunan medeniyeti ve Bizans izleri halen mevcuttur. Birçok kalıntı ve mozaikler define bulma amacıyla yok edilmiştir. Göçerlerin hayvan barınakları, cami olduğu zannedilen kalıntılar ve büyük boyuttaki mezarlıklardan başka Türklere ait bilgi yoktur. Köyün şimdiki yeri değil ama kuzeyindeki tepeler, Ezine’nin en eski yerleşim yerlerindendir.

ÇANAKKALE SAVAŞLARI: Çanakkale savaşlarına köyden katılıp şehit ve gazi olanlar şunlardır:

Şehitler: Arif oğlu Halil İbrahim. Kuş hasan oğlu Ali ve Kardeşi Emin. Halil oğlu Ali 1876 doğumlu
Hüseyin oğlu Şaban 1878 doğumlu
Gaziler: Mustafa oğlu Halil. Mustafa oğlu Ahmet. MİLLİ MÜCADELE: Tarihimizde gerçekten iz bırakmış Yemen, Balkan savaşları,1.Dünya Savaşı, özellikle Çanakkale savaşları sonrası neredeyse savaşacak erkeklerin kalmayışı, Milli mücadele ve direniş cephelerinin uzak bölgelerde oluşu ve bölgede hâkim olan İngiliz güçlerinin halka zulüm yapmayışı gibi sebepler etkin olsa gerek milli mücadeleye yeterli ilgi gösterilmemiştir. KONUMU: İlçe merkezine sekiz kilometre uzaklıktadır. Sırtını kuzeydeki tepelere yaslamış, karşısına Kazdağı’nın muhteşem görüntüsünü almış, verimli ovası ve dünyanın en kaliteli zeytinyağını sunan zeytinlikleri ile yine ünü ülke sınırlarını aşan Ezine peynirinin özünü oluşturan tabiat harikası otlaklarıyla menderes çayının bir damlası gibi şirin bir köy. Doğuda Bayramiç’e bağlı Pıtıreli Köyü, batıda Güllüce, kuzeyde Akköy ve Çamlıca, güneyde Menderes Çayı ile çevrilidir. (Kara menderes Çayı)
ARAZİ VE TOPRAK YAPISI: Köyün tarım yapılabilen arazisi 5000 dönümden fazladır.20000 civarında zeytin ağacı vardır. Toprak verimli olup tarımın her türlüsü yapılmaktadır. (Zeytinlik)
DAĞLAR-OVALAR: Küçük tepeler dışında dağ yoktur. Kara Menderes kıyısında küçük sayılabilecek bir ovası vardır. AKARSULAR: Kara Menderes adı verilen bir çay ve küçük dereler vardır. Baraj, göl ve gölet yoktur.
İKLİM: Tipik Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir. BİTKİ ÖRTÜSÜ: Genel yapı Maki, Çam ve Zeytindir. (Bitki Örtüsü)
DOĞAL AFETLER: İz bırakan doğal afet olmamıştır. KONUT YAPISI: Kerpiç ve betonarme evler vardır. Kâgir evler yıkılmış, yerine yeni evler yapılmıştır. (kerpiç ev ve kâgir ev resmi)
Konutlar soba ile ısıtılır. Aydınlanma daha önceleri lamba ve lükslerle yapılırdı. (Lamba ve lüks resmi)
1974 yılından itibaren elektrik vardır. İçme ve kullanma suyu şebekesi vardır. GEZİP GÖRÜLECEK YERLER: Arkeolojik kazılar yapılmadığından toprak üstünde kalan yerler çok azdır. Doğal bitki örtüsü ve şelalesi mutlaka görülmesi gereken yerlerdendir. CAMİ: Köyün kuruluşundan itibaren aynı yerde cami ve minare inşa edilmiş, birkaç defa yıkılmış ve onarılmıştır. Bugünkü cami, eski caminin yerine 1953 yılında temelden yapılmış, minaresi 2001 yılında restore edilmiştir. (cami minare resmi)

MEZARLIK VE MEZAR TAŞLARI: Köyün hudutları içinde farklı zamanlarda kullanılmış mezarlıklar vardır. Yüzyıldır kullanılan mezarlık yeni mezarlıktır. Köyün içindeki eski mezarlıktan bazı mezar taşları yeni mezarlığa taşınmıştır. Bu mezar taşları köyün kurucusu olduğu rivayet edilen Hacı Yakup ve ailesine aittir. (mezar taşları)
Bu mezar taşlarından başka Osmanlıca kitabesi olan ve halk arasında sarıklı denilen mezar taşı yoktur. Köyün mezarlığında gösterişli mezar yoktur. Genellikle mezarlar bir sıra tuğla veya briketle çevrilir. Mezarın başucuna doğum ve ölüm tarihi yazılan küçük bir mermer taş dikilir. NÜFUS: Son nüfus sayımı sonucu köyün nüfusu 299’dur. MESİRE VE PİKNİK YERLERİ: Köyün üç kilometre kuzeyinde doğa harikası şelale vardır. İlçeden ve çevre köylerden dinlenme, eğlenme bir yudum mutluluk için insanlar şelaleye gelir, güneş ışıklarının aralayamadığı ağaç yapraklarının altında yaşamın kıyısında değil tam ortasında durduklarının farkına varırlar. GÖÇLER: Köy göç almamıştır. Son yıllara kadar göç vermeyen köy, yeni yeni göçlere sahne olmaktadır. Bu göçler tam göç de sayılmaz. Çünkü göç ilçe merkezine yapılıyor, toprağı işlemek için gündüzleri köye geri dönülüyor. Dahası, evlenmek isteyen gençlere konulan ilk şart kasabaya ev yapmak. Yeni evlenenlerin neredeyse tamamı evini kasabaya kuruyor. İlçe merkezinden her gün çalışmak için veya hayvanlarını otlatmak için tekrar köye dönülüyor. FOLKLOR: Belirleyici bir halk kültürü yok. Köye ait türkü, masal, halk oyunu veya diğer folklorik öğeler tespit edilemedi. Derlenen masal, mani, türkü ve halk ürünlerinin çoğu kitabidir. Otantik olduğu belirlenen bazı ürünler kayda alınmıştır. YAŞAM BİÇİMİ: Hemen herkes üzerine düşen görevi yapar. Kadınlar ve erkekler beraber çalışır. Dinlenme süreci tarımla uğraşanlar için şubat ve mart aylarıdır. İlçe merkezine yakın olmaları, yaşam biçimini etkilemiş, moderniteye uyum hızlanmıştır. GİYİM KUŞAM: Köye ait belirleyici bir giyim tarzı yoktur. Erkeklerde kasket kullananlar vardırKırk-elli yaş grubunun üstü kasket takar. Diğerlerinin giyimi büyük şehirlerle aynıdır. Kadınlar evlenmeden önce ‘atkı’ adı verilen bir örtü kullanır, evlendikten sonra ferace denilen (fakat bilinen feraceden farklı sadece üzerine alınan) bir örtü ve şalvar giyerler. Başörtü


olarak ‘Çember’ (bir çeşit yemeni) ve yöre halkının ‘Mârama’ diye adlandırdıkları bir çeşit büyük başörtü bağlanır. (başörtü resmi)Şalvar üstüne yine kumaştan buluz tarzı elbise giyilir.(resim)Ferace en üste giyilir. Feraceler köyden köye farklılık gösterir. Feracesine bakıp bir kadının hangi köyden olduğunu bilebilirsiniz. Son yıllarda kadınlar da büyük şehirlerin giyim tarzını aynen benimsemiş görünüyorlar. BESLENME VE YEMEKLER: Köylülerin beslenme alışkanlıkları sebze, hamur ve baklagil ağırlıklıdır. Keşkek, özel gün ve düğünlerin yemeğidir. Yöreye ait bazı yemekler şunlardır:
Keşkek: Kaynatılmış buğdayın etle karıştırılarak dövülmesiyle olur. Saraylı: Baklavanın değişik bir şeklidir. Mafiş: Bir çeşit tatlıdır. Hamur önce kızartılır sonra tatlı şurubuna yatırılır, soğuyunca servis yapılır. Mantı: Her bölgede bilinen mantının buradaki özelliği etsiz yapılmasıdır. Haşlanmış bulgur konularak pişirilir. Pişi: Mayalı hamur bekletilir, kabarınca yağda kızartılır. Lokma: Mayalı hamur bekletilmeden yağda kızartılır. Kaçamak: Kaynak suya mısır unu karıştırılarak yapılır. Sonra kaşıkla kalıp verilir. Kaşık Helvası: Yağ kaynatılır. İçine un katılır. İyice kavrulur. Şerbet katılıp kalıp verilir. Cızdırık: Un çırpılıp kızgın saça dökülür ve pişirilir.
Çullama: Bayat ekmek dilimleri una bulanır, tepsiye dizilip pişirilir. KIŞA HAZIRLIK: Kış hazırlıkları olarak şunlar yapılır:
Tarhana: Un, yoğurt, nohut (soğan, domates, biber ve bol zeytinyağıyla pişirilmiş) karıştırılıp hamur haline getirilir ve mayalanır. Kuruyan hamur elle ufalanıp elekten geçirilir. Yufka: Tarhanadaki gibi ama mayasız hamur hazırlanır. Oklavayla yufka açılır. Kurutulan yufka (her Yufkaya kab denir)üst üste konularak makarna şeklinde kıyılır. Bulgur: Buğday haşlanır. Dibek taşında sokularla dövülerek kabuğu çıkarılır. Sonra bulgur taşı denilen küçük değirmen taşlarıyla ‘çekilerek’ öğütülür. Kuskus: Kuskus, ağaçtan oyulmuş kuvata denilen büyük bir kabın içerisinde yapılır. Un, yumurta ve süt iyice karıştırılır. Sonra içine bulgur veya pirinç katılır. Karışım, bulgur veya pirinç tanelerine elle sardırılır. Bulgur veya pirinç tanelerine sarılan hamur yuvarlak şekil alır. Bu yuvarlak daneler kalburdan elenerek geçirilir. Serilerek kurumaya bırakılır. Salça: İki türlüsü yapılır. Domates ve biber kaynatılarak konserve tarzında yapılanı kahvaltılarda tüketilir. İkincisiyse yemeklere katılmak için yapılanıdır. Tuzlanmış domates ve biberler bekletildikten sonra sıkılarak güneşe bırakılır. ZEYTİN:
Kırma: Yeşil zeytin taşla ezilerek kırılır. İki hafta suda bekletilir. Birkaç gün ara ile suyu değiştirilir. Çabuk olur hemen tüketilir.
Çizme: Yeşil zeytin suda bekletilir. Bir süre sonra çizilerek tuz ve limonla tatlandırılır. Dolma: Yeşil zeytinin çekirdeği çıkarılır. İçine kırmızıbiber doldurulup limonla tatlandırılır. Salamura: Sele zeytinidir. Seleye konulan siyah zeytinler tuzda bekletilerek hazırlanır. Havuz: Siyah zeytin büyük havuzlarda tuzlu su içinde bekletilir. Halk bu işleme tarzlarını genellikle kendi tüketimi için hazırlar. Toplanan zeytinler yağ yapılır ya da büyük tüccarlara satılır. Zeytinyağı sabunu: Dinlendirilmiş zeytinyağında dipte biriken posalı kısmı ayrılır. Kaynatılıp kostikli su katılır. Bu eriyik sabunun kara suyunun süzülmesine imkân veren kalıplara dökülerek bekletilir. Katılaşmış sabun değişik şekillerde kesilir. Pestil: Pestili yapılacak meyve kaynatılıp süzgüden geçirilir. Sonra güneşte kurumaya bırakılır. Pekmez: Bağbozumu, yunan mitolojisindeki tanrıya adanmış şenliklerin günümüzdeki uygulamalarıdır sanki. Birlik, beraberlik ve yardımlaşmanın göstergesidir adeta. Üzüm küfeleri doldurulup köye getirilir. Uzun bir çukur kazılır. Ateşler yakılıp kazanlar kurulur. Üzümler sıkılıp kazanlara doldurulur. Kazanlar kaynatılırken büyük sarı ayvalar üzüm suyuna atılır ve haşlanır. Pekmez yapılırken ayvaları bu tarzda yemek çocukların olduğu kadar büyüklerin de sevdiği bir lezzettir. Üzümlerin suyu kazanlarda kaynatılırken kevgirle köpükleri alınır ve soğurulur. Daha sonra testilere doldurularak dinlenmeye bırakılır. Gün Kurusu: Yörede yetişen domates, biber, patlıcan, fasulye gibi sebzeler ipliklere dizilerek güneşte kurutulur ve kışın yenilir. AĞIZ: Kasabaya yakın olması İstanbul ağzını etkin kılmış, Ege ve Trakya ağzı çok etkili değildir. Türkçede bulunan az enerji ile çok ifade yatkınlığı burada da kendisini gösterir. Örnek: geliyorum-geliyom.
ÖZDEYİŞ, ATASÖZÜ VE HALK DEYİMLERİ: Yörenin eğitim durumu yüksektir. Kullanılan atasözleri ve deyimler genel kültürle ortaktır. Halk deyimi olarak az örnek vardır. Akıbın kör kazı gibi yemek-çok yemek yemek. Bi burda bi de Edremit’te va- yapılan iş ya da kişiyi aşağılamak ve alaya almak amacıyla kullanılır. Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu,
Anana göre her yer tekne- aşırı sevinçten ne yaptığının farkında olmayanlar için kullnılır. KAVRAM VE SÖZCÜKLER:

Yastaç, hamur açılan tahta, yassı ağaçtan türemesi mümkün görünüyor. Pinit-ekmek şekli verilmiş hamurun fırına taşınması için kullanılan araç.(resim)
Tokacak-çamaşır dövme aracı. (resim)
Tekne-Hamur karma kabı(resim)
Yaba-Harman savurma aracı(resim)
Düven-Saman kıyma aracı(resim)
Şarpa-Eşarp
Cungu-civciv
Encek-köpek yavrusu
Dada-çocuk,
şicazım-konuşma esnasında kullanılan ünlem, kadınlar arasında kullanılıyor ve İngilizcedeki she kelimesini hatırlatıyor-
Bed-kötü, Farsça kökenli-Nesne ismi olarak kelater, küfe eşdeğerinde kullanılıyor. Sıran, mutfakta hamur pişirirken hamuru çevirmek için kullanılır. Mimen-çamurdan pişirilen su testisi. Karantı-böğürtlen.
Üslük-Erkeklerin bağladığı bir çeşit eşarp. SAYIŞMALAR:
Çocuk oyunlarında. Ooooo portakalı soydum
Başucuma koydum
Ben bir yalan uydurdum.
-elelen öpelen elden çıkan topalan
Sarıların sarısı
Develerin sürüsü
Arkadan önden sen gel sen çık. TEKERLEME: Saya, yağmur duası
Kepçecik kepçecik
Kepçecikten ne gelir
Selli yağmurlar gelir
Ya Muhammed ya Ali
Ya Muhammed ya Ali

Saya saya sayadan
Sular akar kayadan
Hanım teyze merdivenden iniyor
Terlik pabucunu giyiyor
Bize… Veriyor

MASAL ÖRNEĞİ:
Masal yöre ağzıyla yazılmıştır. KILLI KEÇİ

Bi vamış, bi yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde bi kıllı keçi vamış. Bi gün malenin gızları gonuşuyomuş. “Yarın örene çamaşıra gidem” diye. Kıllı keçi “meeee Bende gitçem “ demiş. Gızla “Hadi urdan kıllı “ dimişle. Sabah olmuş. Gızla kıllı keçiyi kitçek diye örene gitmemişle. Kıllı keçi bi buynuzuna çamaşır gazanınnı, tasını, sabını goymuş. Bi buynuzuna da çamaşır keletirini asmış. Örene kendisi kitmiş. Kıllı derisi sihirlimişti, Çıkarıp bi kenara goymuş içinden güzece bi gız çıkmış. Çamaşırları yıkıyomuştu ki padişahın olanıda ava çıkmışdı. Urdan geçiyomuşdu, gızı gömüş. Kıllı derisini gimeden yakalamış. Sen kimsin ille ben seni alcam diye gızla gonuşmuş. “ Ben yarın hasta olup yatcam, Bağırtcam tellalları, Padişahın olanı çok hasta, ne gıda genç gız vasa herkes çoba getisin. Kimin çobasını yirse unla evlencek didirtcem” dimiş. Gıza bi yüsük vemiş.”Çobayı yap, bu yüsüğüde içine at, senlen evlencem” dimiş. Ertesi gün tellalla bağırıyomuş. “Padişahın olanı çok hasta. Herkes çoba getisin” diye. “Kimin çobasını yirse unlan evlencek diye” bağırıyolamış. Herkes çoba götürüyomuş. Ama kimseninkini yimiyomuş. Kıllı keçi “meee” bende götücem” dimiş. Annesi “hadi urdan kıllı “ dimiş. “Ne güze çorbaları yimiyoda senin çobanımı yicek?” dimiş. Kıllı keçi annesini dinlememiş. Duvardan yastacı indirmiş. Üstünün unlanı gazımış. Bi kese un çobası pişirmiş. İçinede yüsü atmış. Uda kitmiş. Kıllı keçiyi goymak istememişle. “ ne güze çobaları yimiyo da senin çobanımı yicek” dimişle. Olanda yukadan duymuş. “ Gesin, gesin” dimiş. Eh kıllının çobasını da götümüşle. Olan çobayı şöle bi garıştırmış. Yüsük şıngır dimiş. Kimse gömeden dilinin altında saklamış “ Ben, bu gızlan evlencem “ dimiş. Olanın anası ortali yıkmış. Amme olan dinlemeyip kıllı keçilen evlenmiş. Bigün ganyana börek yapıyomuşdu. Kıllı keçi de yanınına gitmiş. Gaynana una bi okla vurmuş” Senin yapdın yinmez” dimiş. Ertesi günde çamiçinde düğün vamış. Kıllı keçiyi götümemiş ve kendi gitmiş. Kıllı keçide kestirmeden gitmiş ve kıllı derisini çıkarıp oturmuş. Gaynana unu görünce hemen yanına kitmiş “ Ay evladım sen hangi köydensin?” dimiş. “ Okla vuran köyündenim” dimiş. Eve gelince anası olana sarıvemiş “ herkesle de ne güzel gızla va da sen kittin bu kıllı keçiyi aldın” diye, yapmadını bırakmamış. Bi gün gene gözleme yapıyomuştu. Kıllı keçide yapim dimiş. Ona sıranlı vurmuş. Ertesi akşam da alemşa da başka bi düğün vamış. Kıllı keçiyi gene götümeden kendi kitmiş. Emme kıllı keçi de kestirmeden yine ondan evvel vamış. Ganyana görünce: “ ay kızım sen nerelisin? “ dimiş. “ Sıranlı vuran köyündenim “ dimiş. Eve gelince yine olana sarıvemiş. Olanda dayanalmayıp “ Bu gece yarısı bizim pencereye ge” dimiş. Ganyana kitmiş. Gelin birinin gedini anlayınca kıllı derisini giyim demiş. Ama olan bi kibrit çırtıp kıllı deriyi yakmış. Ganyana bi de bakmış düğünlede ki gız kendi evinde. Ganyana çok pişman olmuş. Sona kırk gün kırk gece düğün yapmışla. Unla ermiş muradına biz çıkalım karevetine. KAYNAK KİŞİ: Ünzüle Akbal

ÇIN ÇIN KABACIK

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal, pire berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, anamı beşikten düşürdüm. Anam kaptı maşayı. Babam kaptı oklavayı beni sıkıştırdılar karanlık köşeye, derken efendim, uzun lafın kısası zamanın birinde bir baba kız yaşarmış. Bu kızın bir de üvey annesi ve üvey kız kardeşi varmış. Kız, ne kadar iyi kalpliyse üvey kardeşi ve üvey annesi o kadar kötü kalpliymiş ve o evde onu istemiyorlarmış. Her zaman babasına - kızını götür, ıssız bir yere bırak, onu bu evde istemiyoruz- diyorlarmış. Sonunda babası dayanamamış ve bir gün kızına -hadi seninle oduna gidiyoruz- demiş kız itiraz etmemiş ve yola çıkmışlar az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler bir de dönüp bakmışlar ki bir arpa boyu yol gitmişler. Neyse gide gide bir ormana ulaşmışlar. Tabiî ki çok yorulmuşlar. Biraz dinlenmek için bir ağacın dibine oturmuşlar. İyi kalpli güzel kız yorgunluktan uyuya kalmış. Uyandığında bakmış ki yanında babası yokmuş. Babasını bulamamış.-Çın çın kabacık beni bırakıp giden babacık -diye babasına sesleniyormuş ama onu duyan yokmuş. Acıkmış ve susamış. Belki yiyecek bir şeyler bulurum ümidiyle yürümeye başlamış. Bir fırının önünden geçiyormuş. Bakmış, kül dolu. Süpürmüş, temizlemiş. Biraz daha gitmiş bir çeşme görmüş. Çeşmenin suluğu yosun içindeymiş, suyu da acıymış. Güzel kız önce suyundan içmiş ve -senin ne kadar güzel suyun var –demiş. Sonra da çeşmeyi bir güzel temizlemiş. Biraz daha gittikten sonra yaşlı bir nineye rastlamış. Nine- güzel kızım, benim başımın bitlerini temizleyiver –demiş. Kız, gene oturmuş ninenin başının bitlerini temizlemiş. Masal bu ya nine kıza- bak kızım buradan biraz sonra siyah su, beyaz su ve sarı su geçecek. Siyah su ile beyaz su geçerken bana dokunma sarı su geçerken beni kaldır, ben biraz uyuyayım -demiş ve yatmış. Biraz sonra siyah su geçmeye başlamış. Kız bakmış beyaz su da geçmiş. Sarı su geçerken nineye seslenmiş. Nine kızın saçlarından tutup sarı suyun içine salmış bir sağa bir sola sallamış, çıkarmış. Güzelliğine bir kat daha güzellik katılmış. Kızı evlerinin yakınına kadar götürmüş ve- bak kızım işte eviniz hadi güle güle- demiş ve kaybolmuş. Kız, evlerine girerken bahçedeki horoz görmüş. O zamanlar hayvanlar konuşurmuş. Başlamış ötmeye üüüüüüüüürüüüüüüüüüü altınlı boncuklu ablan geliyoooor diye bağırmaya başlamış. Üvey annesiyle kardeşi birde bakmış ki güzellikten gözleri kamaşmış. Üvey anne güzel kızın babasına gitmiş- hemen kendi kızını götürdüğün yere benimkini de götür bırak- demiş. Adamcağız denilenini yapmış, kendi kızını bıraktığı yere üvey kızını da bırakmış, dönmüş. Üvey kız da yorgunluktan uyuyup kalmış. Uyandığında yürümeye başlamış. Fırının önünden geçerken fırın seslenmiş- beni temizler misin –diye. Üvey kız -ben seni temizlemek için gelmedim, ben altın boncuk takınmaya gidiyorum –demiş. Biraz yürümüş, çeşmeyi görmüş. Onu da temizlememiş. Biraz daha gidince nineyle karşılaşmış. Nine bitlerini temizlemesini istemiş kız nineye de- ben senin başının bitlerini temizlemek için gelmedim altın boncuk takınacağım –demiş. Nine- peki- demiş.-ben biraz uzanacağım, buradan sarı su beyaz su bırak geçsin, kara su geçerken beni uyandır- demiş. Kız, söyleneni yapmış ve kara su geçerken nineyi uyandırmış. Nine, kızın saçlarından tutup suyun içine salmış bir sağa bir sola sallamış ve kızı evlerinin yolunu tutmuş. Horoz bahçedeymiş gene ve kızı görmüş başlamış ötmeye- üüüüüüüürrüüüüüü salkım saçaklı ablam geliyor- diye ötmüş. Annesi-her tarafı salkım saçak sallanıyor, eskisinden daha çirkin sen benim kızım olamazsın git- diye bağırmış ve kapıyı kapatmış. Kızı,- ben senin kızınım anne aç kapıyı -diye bağırmış ama annesini inandıramamış. Böylece kalbindeki kötülüğün cezasını çekmiş. Güzel kız da herkese yaptığı iyiliğin karşılığını almış. Ömür boyu iyilik yaparak güzellikle mutluluk içinde yaşamış babasıyla. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine, gökten üç elma düştü biri yazanın- biri okuyanın biri de dinleyenin olsun. Kaynak Kişi: Ayşe Yüksel




Cadı Kız
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir aile varmış. Bu ailenin üç tane oğlu varmış. Fakat karı koca hep bir kızı olsun istemiş. Ve bir gün kadın yine hamile kalmış. Bu çocuk bir kızmış çok sevinmişiler. Fakat bu kız cadıymış. Ailenin inekleri varmış. Bu inekler gün geçtikçe zayıflıyormuş. Bir gün büyük oğlan babasına: Baba ben bu gece ineklerin damını bekleyeceğim, bakalım ne oluyor bu ineklere demiş. Babası da tamam git bekle demiş.. .Bu oğlan beklerken uyuya kalmış ve kız kardeşi gelip ineklerin kanını içip gitmiş. Ortanca oğlan da babasına aynı şeyleri deyip beklerken o da uyuya kalmış. Sonra en küçük oğlan baba ben de bekleyeceğim, demiş. Sen de bekle bakalım ötekiler bir şey yapamadılar bakalım sen bir şey yapabilecek misin demiş. Küçük oğlan beklerken beklerken kız kardeşi emekleyerek içeri girmiş ve ineklerin kanını içmeye başlamış ve sonra horozlar ötünce kız emekleyerek geri giderken küçük oğlan bir sopa atmış tam serçe parmağına denk gelmiş. Sabah olup babası küçük oğluna sorunca; ne oldu bir şey gördün mü deyince oğlu, gördüm ama söylemeyeyim, kızarsın, demiş. Babası da -söyle kızmam -demiş. Oğlu da olanları anlatınca babası da- benim bir kızım var siz de onu çok görüyorsunuz, yalan söylüyorsun –demiş. Ve küçük oğlanı evden kovmuş. Annesi de -oğlum evden giderse ben de giderim- demiş. Sonra bunlar gitmiş. Bunlar giderken bir ev görmüşler ve o eve girmişler. O ev de de bir dev adam yaşıyormuş. Bu oğlan her sabah evden çıkıp avlanmaya gidermiş. Oğlan gidince kadınla dev adam evlenmiş. Oğlunun haberi yokmuş. Oğlan her sabah avlanmaya gidince devi sakladığı dolaptan çıkarıp oğlan akşam eve gelirken tekrar yerine sokuyormuş. Günler böyle geçerken kadın hamile kalmış. Üç tane çocuk doğurmuş. Bu çocukları bodrum katına saklamışlar orda bakıyorlarmış. Dev adam, bir gün karısına demiş ki- senin bu oğlandan kurtulmak lazım. Bir yerde can bitiren kuzu var, onu alması için bir yalan söyleyip yolla oraya giden geri dönemez- demiş. Karısı da- tamam- demiş. Akşam olup oğlan eve gelirken annesi yatağını hazırlayıp yatıp hasta numarası yapmış. Oğlu annesine -ne oldu sana -deyince –oğlum, ben çok hastayım. Bir yerde can bitiren kuzu varmış, sen onu bana getirip yedirirsen ben iyi olurmuşum –dedi. Oğlan, sabah olunca yollara koyulmuş. Giderken bir kahveye rastlamış. Dinlenmek için oraya girmiş ve kahvenin sahibiyle konuşmaya başlamışlar. Kahvenin sahibi adam kılığında bir kızmış. Kız, nereye gittiğini sorunca -bir can bitiren kuzu varmış onu almaya gidiyorum -deyince kız, -seni oraya götüren hayırlı bir yere göndermiyor –demiş. Fakat sen benim dediklerimi yaparsan geri dönebilirsin demiş. Oğlanın eline bir mendilin içinde biraz mısır vermiş- bunu oraya gidince karşısına kartallar gelecek hemen bu mısırları saç yerlerken yoluna devam et. Biraz sonra karşına aslan ile kaplan çıkacak oradaki aslan hep ot kaplan da hep et yer sen aslanın önündeki otu alıp kaplanın önüne, kaplanın önündeki eti de aslana koy. Onlar da sana dokunmaz. Yoluna devam et. Biraz sonra karşına bir tane çift kapılı sürekli dövünen bir kapı çıkacak, sen o kapının kollarını teker teker tutarak önlerine taş koy yoluna devam et. Biraz sonra karşına can bitiren kuzu çıkacak onu al gel demiş. Oğlan, bu kızın dediklerinin aynısını yapmış.-Bu çocuk buradan sağlam çıkmasın –demiş, kapılar da dile gelerek- bizim dövünmekten kollarımız kopmuştu bu çocuk önlerine taş koyup dinlenmemizi sağladı. Biz ona dokunmayız demiş. Sonra devler- ey aslan ile kaplan şu çocuğu öle bir yiyin ki sağlam bir yeri kalmasın- demiş. Aslan ile kaplan dile gelerek- bizim birimiz hep et birimizde hep ot yiyorduk. Bu çocuk bizim yemeklerimizi değiştirdi biz ona dokunmayız- dedi. En son-ey akbabalar şu çocuğu dedi ki yiyiverin ki can bitiren kuzuyu götüremesin- demiş. Kartallar da bizim açlıktan nefesimiz kokuyordu. Bu çocuk bizim kamımızı doyurdu diyerek çocuğa bir şey yapmamışlar. Sonra çocuk eve dönerken dinlenmek için yine o kahvehaneye uğramış. Kız da -bu gece burada kal yarın gidersin- demiş. Oğlan uyuyunca, kız can bitiren kuzuyu alıp kendi kuzularından birisiyle değiştirmiş. Sabah olunca kuzuyu alıp eve geri
Dönmüş. Annesine kesip pişirip yedirmiş. Oğlu yine avlanmaya gidince annesi devi dolaptan çıkartmış. Dev de karısına -bu çocuk nasıl geri döndü- deyince kadın da- ne bileyim ben kurtulamadık gittik şundan- demiş. Günler böyle geçip giderken oğlanın annesi tekrar hasta numarası yapmış. Oğluna -senin o can bitiren kuzuyu getirdiğin yerde bir de can bitiren karpuz varmış onu da getirip yedirirsen temelli iyileşicem- demiş. Oğlan, tekrar yola koyulmuş. Yine ordaki kahveye uğramış. Kıza olanları anlatmış. Kız da -can bitiren karpuzu almaya giderken
Neler yaptıysan aynılarını yapacaksın- demiş. Oğlan da aynılarını yapmış ve karpuzu alıp kahveye geri dönmüş. Kız- bu gece kal yarın gidersin-demiş. Oğlan uyuyunca kız yine karpuzu alıp yerine başka karpuz koymuş. Sabah olunca oğlan eve dönüp karpuzu annesine yedirmiş. Sonra yine avlanmaya gidince dev karısına - yine kurtulamadık bu oğlandan en iyisi onu kesip yiyelim- demiş. Oğlan akşam eve gelince kesmişler. Pişirirkene kahveci kız oğlanın başına kötü bir şeyler geldiğini sezince, kızın Edi ile Büdü diye köpekleri varmış. Onları oğlanın evine yollamış ve demiş ki -orda ağanızı kesip pişirip yiyecekler onlar yiyip kemikleri attıkça siz kemikleri toplayıp getirin- demiş. Kafasını da sakın unutmayın demiş. Edi ile Büdü gelip kemikleri ve kafasını toplayıp getirmişler. Kız bir çarşafın üstüne kemikleri yerli yerine dizmiş ve can bitiren kuzuyu kesip kemiklerin arasına güzelce yerleştirmiş ve can bitiren karpuzu kesip suyunu etlerin üstüne sıkmış ve sabah katlığında oğlanın dirildiğini görmüş. Olan biteni anlatmış ve kız kafasındaki şapkayı çıkarıp -bak ben kızım sende oğlan, biz evlenelim- Oğlan da kızı sevince kabul etmiş. Bunlar evlenmiş ve bir süre sonra oğlan karısına -ben bir köyüme gidip babamı erkek kardeşlerimi ve kız kardeşimi bir görüp geleyim- demiş. Ve köye gitmiş. Bir tek babasının evin bacası tütüyormuş. Köyde hiç kimse kalmamış. Cadı kız köyün hepsini babasını ve ağabeylerini yemiş ve oğlan geldiğinde kız kardeşi -hoş geldiniz ağabey buyurun içeri- demiş. Abisi eşekle gelmişti. Kız dışarı çıkmış. Eşeğin bir bacağını da yemiş. İçeri girip- senin eşek üç bacaklı mıydı- demiş. Abisi de -evet –demiş. Kız yine dışarı çıkmış. Eşeğin iki bacağını daha yiyip abisine - senin eşeğin hiç bacağı yok muydu –demiş. Abisi de –evet- demiş. Kız eşeğin gövdesini yemek için gidecekmişti ki yemesi uzun süreceği için abisinin kaçmaması için eline bir bağlama vermiş. —Sen bunu çala koy ben şimdi gelicam- demiş. Kız dışarı çıkınca abisi kendisi de yiyeceğini anlayınca önünde fare geçiyormuştu onu alıp bağlamaya kuyruğunu bağlamış. Kız dışarıda eşeği yerken bağlamanın sesini duydukça abisinin içeride olduğunu anlıyormuş. Abisi pencereden kaçmış. Biraz uzaklaşınca kız içeri bir girmiş ki abisi yok pencereye gidip kaçtığını görmüş. Hemen arkasına takılmış o kadar hızlı koşuyor muş ki yetişmiş ve abisi bir ağacın tepesine çıkmış. Kız kardeşi gelmiş -ben biraz dinleneyim bir omuz atışta yıkıcam o ağacı demiş. Oğlanın karısı yine oğlanın başına kötü bir şey geldiğini sezmiş ve Edi ile Büdü’yü yollamış. Gidin ağanızı kurtarın demiş. Bunlar giderken kartalları toplayıp gitmişler oraya varınca kartallar kızı didik didik yiyivermiş. Ağabeyi de ağaçtan inmiş ve eve dönmüş karı koca mutlu bir şekilde yaşamışlar. Kaynak kişi: Fatma Akay
Orijinal anlatış bozulmadan verilmiştir. Melikşah ile Güllühan hikayesinden unsurlar taşımaktadır.

Üç Kızlar

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir kocakarının üç kızı varmış. Bunları alıp satan yokmuş. Günlerden bir gün en büyük kızı pencerede oturuyormuş. Sokaktan da padişah geçiyormuş. Bu padişah beni alsa da ona bir yemek yapsam parmaklarını da yesin demiş. Padişah bunu duyar ve istetmeye yollar ve sonra düğünü olur aradan birkaç gün geçtikten sonra- hadi bakalım yemek yap ta yiyelim- demiş. Kız da -ben bilemem- demiş. Ben seni bir yemek yapsam da parmaklarını da yese dedin diye aldım -demiş padişah. Günlerden bir gün yine aynı sokaktan pencerenin altından geçerken ortanca kız -şu padişah beni alsa da ona bir halı dokusam da askeri lalası otursa da yarısı da boş kalsa –demiş. Bunu duyan padişah yine dünür yollayıp istetmişler ve evlenmişler. Aradan birkaç gün geçtikten sonra padişah -hadi bakalım halı doku da görelim- demiş. Kız da- ben halı dokumasını bilmem- demiş. Günlerden bir gün yine aynı sokaktan pencerenin altından geçiyormuş. En küçük kız da -şu padişah beni alsa da ben ona ikiz çocuk yapsam da birinin alnında gün, birinin anlında ay olsa –demiş. Bunu duyan padişah ona da dünür gönderip onu da istetmiş. Bir müddet sonra kadın hamile kalmış doğumu yaklaşmış ve doğurmuş. İkiz çocukları olmuş. Bir kız bir oğlan. Oğlanın anlında ay, kızın alnında da gün varmış. Padişaha bir müjdeci gitmiş. —Sevin, hanım ikiz doğurdu, birinin alnında gün birinin alnında ay var- demiş. Bunu kadının kız kardeşleri çekemeyip biz bir şey yapmadık o dediğini yaptı diye kıskanıp çocukları alıp yerine iki köpek enceği koyuyor. Padişah eve gelmeden iki kız kardeşi bir kasa yaptırıp çocukları kasanın içine koyup denize atıyorlar. Doğum yapan kadını köpek enceği doğurdu diye sulukluğa gömmüşler. Gelen geçen yüzüne tükürüyormuş. Denize atılan çocukları kıyıda durunca bir oduncu dede kasayı alıp eve götürmüş. —Karıcım bir nasip buldum ama canımı malımı bilmem- demiş. Kasayı açmışlar. İki tane çocuk… Birinin serçe parmağı birinin ağzına birinin serçe parmağı birinin ağzına geçmiş, onu eme eme ölmemişler. Kasanın içi inci dolmuş. Çocuklar ağlayınca inci, gülünce güller saçılıyormuş. Oduncu dedenin evi yokmuş. O incilerle ev yaptırıp bebeklere bakmışlar ve büyütmüşler. Çocuklar okula gitmeye başlayınca okulda sizin ananız babanız onlar değil, siz piçsiniz demiş. Çocuklar akşam eve gelip annesine babasına -biz piçmişiz, bizim anamız babamız değilmişsiniz, biz gideceğiz- demişler. Bunlar gidiyorlar. Bir çöl ovanın içine bir saray kuruyorlar. Sarayda oturuyorlar. Oğlan gider, avlanıp gelirmiş kız da pişirir yerlermiş. Oğlan gece avlanmaya başlamış alnındaki saçları çekiverirmiş. Alnındaki ayın ışığıyla avlanırmış. Günlerden bir gün gece avlanırken bir adamla karşılaşmış. Onun da babası padişahmış. Aretlik (Ahretlik) olmuşlar. Padişah eve gelmiş. Solukluktaki kadının yüzüne tükürmüş. Analar neler doğurmuş. Bu gece bir çocukla tanıştım. Avda arkadaş olduk. Onun alnındaki ışıkla av yaptık. Analar neler doğruyor. Öteki kadınlara da biriniz halı dokumadı biriniz yemek yapmadı diye bağırmış. Suluktaki kadının kız kardeşleri o çocukların padişahın çocuğu olduğunu anlamışlar. Bu kız kardeşler bir koca karı bulup, oraya kızın yanına yollamışlar. Koca karı saraya gidip –Kızcağızım, eviniz de pek güzelmiş. Tek başına mı oturuyon?- demiş. Kız da -hayır erkek kardeşim var- demiş. Koca karı -yüzük satıyorum, yüzük al kızım- demiş. Kız da –almıcam- demiş. —Benden hediye olsun- demiş. Kızın parmağına yüzük takmış. Koca karı gitmiş. Akşam kardeşi avdan gelmiş. Kız kardeşi her gün önüne çıkarmış, bu akşam çıkmamış. Bir de kardeşi içeri giriyor, kız kardeşi ölü gibi yatıyor. Kız kardeşini kaldırıyor öte sarsıyor beri sarsıyor bi de bakıyor parmağında yüzük var. Yüzüğü çıkarıp atıyor. Biraz durduktan sonra kız canlanıyor. —Kardeşim noldu sana böyle- diyor. –Bilmiyorum, bir nene geldi, yüzük hediye etti- demiş. —Bir daha alma sakın- demiş. Yine geceleri avlanırken padişahla çocuk karşılaşmışlar. Bunlar çok iyi arkadaş olmuşlar. Padişah saraya dönünce karılara sora kalıyormuş: -Biriniz encek doğurdunuz, biriniz yemek bilmiyonuz, biriniz de halı dokucam deyip dokumadınız- diyormuş. Bir gece yine avlanırken padişah -ille bize gezmeye gel- diyormuş. Kız kardeşi oğlana -sen padişaha söyle o askerini, lalasını, hizmetçisini alsın gelsin, biz onlara sonra gideriz- demiş. Oğlan kardeşi kıza -biz onları nasıl doyurcaz- demiş. Kız da: -Sen orasını düşünme, çağır gelsinler- demiş. Padişahı buyur ediyorlar. Hepsi geliyor. Kızın bir değirmeni varmış. Değirmeni çeviriverirmiş. Evin içersi, bahçe her yer halıla dolmuş kalmış. Padişahlar gelmişler. Oturuyorlamıştı. Kız yine bir odaya girmiş. Değirmenini almış eline. Bir çevirmiş, herkesin önüne kahveler kendi gitmiş. Padişah şaşırmış. Biraz daha durmuş. Gene değirmeni almış, girivermiş odanın birine. Çevirmiş değirmeni. Envayi çeşit yemekler sininin üstüne konmuş. Misafirlerin önüne kendi gitmiş. Yidirmiş içirmişler. Sonra biraz sohbet etmişler. Padişah -aretlik bize müsaade edin- demiş. Sizindir, demişler. Padişahlar gitmiş. Avda yine buluşmuşlar. Padişah da -biz size geldik sıra sizde, siz de bize gelin bir akşam- Çocuklar padişaha giderken kız kardeşi oğlan kardeşini -kardeşim bana şurdan bir karga vursana- demiş ve bir torbaya koymuşlar. Bunlar saraya yaklaşınca kız diyor ki -Kardeşim ben nereye basarsam sen de oraya bas- diyor. —Bize tuzak kurdular- demiş. Kız nereye basarsa oğlan oraya basıyor. Kız nereye basıyorsa oğlan da oraya basıyormuş. —Bir de suluklukta bir kadın var, ona tükürme- diyor kız. Saraya giriyorlar, geçiyorlar, oturuyorlar, kahve yapıyorlar. Oğlan da kız da -biz kahve içmeyiz- diyorlar. Yemek sırası geliyor. Yemeği koyuyorlar. Bunlar geçiyor yemek masasına oturuyorlar ve kız torbadan ölü kargayı çıkartıyor masanın üstündeki tabakların içine ölü kargayı sokup çıkarıyor. Padişah kıza -ölü karga hiç yemek yer mi- diyor. Kız da -ölü karganın yemek yiyemeyeceğini bildin- diyor. —Hiçbir kadının da encek doğuracağı aklına geliyor mu?- diyor. —Kalkın bakam şimdi, o suluktaki kadını çıkarın- diyor. Hamama götürün güzelce yıkayıp getirin- diyor. Kız yine bir odaya girip değirmenini çeviriyor. Saraydan hamama kadar halı döşeniyor. Bunlar kadını götürüp yıkayıp getiriyorlar. —Şimdi yemekleri ben yapıcam, çünkü az önce ki yemekler zehirliydi- Kız, odanın birine girip değirmeni çeviriyor. Envayi çeşit yemeklerle geliyor, yiyiyorlar, içiyorlar. Sonra da kız -bu sululuktan çıkardığınız kadın bizim annemiz, sen de bizim babamızsın- diyor. —Teyzelerimiz de sana vaat ettiği şeyleri yapamadılar, annemiz de bizi doğurunca annemizi çekemeyip bizi alıp yerimize köpek enceklerini koydular- demiş. Padişah da ilk karılarına yani çocukların teyzelerine -kırk katır mı istersiniz kır satır mı- diye sormuş. Kırk satırı ne yapalım, kırk katır ver de odun çekeriz- demişler. Katırların kuyruğuna bağlıyıvermiş iki kadını sürüvermiş dağa… Padişahlar da ömür boyu mutlu yaşamışlar. Kaynak kişi: İrfan Yaman
Not: Anlatıcının anlatış şekline müdahale edilmemiştir. MANİLER:
Pazar köydür köyümüz
Zemzem akar suyumuz
Bizde sevip ayrılmak
Yoktur öyle huyumuz
Masa üstünde roman
Okurum zaman zaman
Oğlan sana gelecem
Doktor olduğun zaman
Avlu altı karanlık
Yandı bizim samanlık
Selvi boylu yârime
Yakışmıyor çobanlık



ÇOCUK OYUNLARI: Med(çelik çomak)
İki çubukla oynanır. Kısa olan çubuk bir çukura yerleştirilir. Uzun çubuk ile yukarı kaldırılıp hızlıca vurulur. Kısa çubuğu en çok uzağa atan oyunu kazanır. Tombala:
Kiremit parçaları üst üste konulur. Beş altı metre uzaktan topla yıkılır. Ebe topla rakiplerini vurmaya çalışırken diğerleri kiremit parçalarını tekrar dizmeye çalışırlar. Vurulmadan parçaları dizen oyunu kazanır. Asar Basıldı:
Saklambacın değişik şeklidir. Bir yer belirlenir. Ebe diğer çocukları yakalamaya çalışır. Yakalanmadan belirlenen yere ayağını basan oyunu kazanır. Meşe:
Bilyelerle bir çukur etrafında oynanır. Değişik versiyonları vardır. Uzun Eşek:
Gruplar şeklinde oynanır. Bir grup bir yere yaslanır ve birbirlerine sarılıp eğilir. Diğer grup üyeleri sırayla üzerlerine biner. Güvercin Taklası:
Dört kişi eğilip birbirlerine kenetlenir, diğerleri onların üzerinden takla atarak geçer. Körebe:
Ebenin gözleri bağlanıp diğerlerini yakalaması istenir. Yetişkin Oyunları:
Televizyonun evlere girmesine kadar yetişkinler köy kahvesi ve köy odasında toplanıp eğlenirlerdi, özellikle düğünlerde bir iki kişi deve oyunu yapardı. Televizyondan sonra bütün eğlenceler ortadan kalkmış. DÜĞÜNLER:
SÜNNET DÜĞÜNÜ: Düğünden günlerce önce sünnet yatağı hazırlanır.(resim) Yatak hazırlama işi bu konuda tecrübeli kişilerce ücret karşılığında yapılır. Yatak yüzlerce
çember (yemeni) ile süslenir. Davetlilerin hemen hepsi sünnet yatağını görür. Sünnet düğünleri, bir veya iki gün sürer. İki gün süren düğün, birinci gün davetlilere yemek ikramıyla başlar. Yemekten sonra kına eğlencesi yapılır. Eğlencenin sonlarına doğru sünnet olacak çocuğa, akraba ve arkadaşlarından seçilmiş sağdıçlarına kına yakılır. Bu, tabanca kınası denilen, başparmak ve işaret parmağını içine alan kına şeklidir. İkinci gün düğüne mevlit okutularak devam edilir. Mevlit okunduktan sonra davul zurna eşliğinde sünnet gezisi yapılır. Geziden sonra sünnet yapılır. Sünnet olan çocuk hazırlanan sünnet yatağına yatırılır. Davetliler getirdikleri takıları sünnet olan çocuğa takarlar. Son zamanlarda bir gün süren düğünler yaygınlaştı. Bu düğünlerde sünnet merasimi ve kına eğlencesi kaldırılarak kısaltıldı. EVLENME DÜĞÜNÜ: Köyde düğünler, “davullu düğün” ve “âminli düğün” diye sınıflandırılır. Davullu düğün: Davetlilerin yemeğe gelmesiyle düğün başlar. Yemekten sonra bayanlar kına eğlencesine geçer. Erkekler davul zurna eşliğinde içkili yemek ve eğlenceye devam ederler. Ertesi gün öğleden sonra yine davul zurna eşliğinde damat tıraşı yapılır. Akşamüzeri gelin almaya gidilir. Gelin getirildikten sonra balo düzenlenir.(resim)
Âminli düğün: Gelin alımı ve damadın gerdeğe getirilmesi dualar eşliğinde olduğundan âminli düğün denir. Düğünün eğlence ve oyun bölümlerine erkekler katılmaz. Bayanlar kendi aralarında eğlenir. GELENEK-GÖRENEK:
Diğer bölgelere göre gelenek ve görenek yaptırıcılığını yitirmiş durumdadır. Nişan, kız isteme, düğün gibi sosyal etkinliklerde devam etmektedirler. Kız isteme: Kız istemeye köyün ağzı laf yapan ileri gelenlerinden iki kişi alınarak perşembe veya pazar akşamları gidilir. Hediye olarak genellikle tatlı götürülür. Biraz sohbetten sonra “Allah’ın emri peygamberin kavli” girişiyle kız istenir. Cevap hemen alınmaz. İkinci ya da üçüncü gidişte çeyizde anlaşılarak söz kesilir. Söz kesme ve nişan: Gelin ve damada karşılıklı alınan hediyeler ve çeyizler sergilenir. Kadınlar kendi aralarında oynar, eğlenir. Damadın veya gelinin bir akrabası tarafından nişan yüzükleri takılır. Görüşme: Düğünden önce gelinin ve damadın eşyaları kalacakları eve götürülür. Evin eşyaları yerleştirilir. Kadınlar kendi aralarında oynar ve eğlenirler. Okuma (Davet etme): Düğüne okuma mendil ve şekerle yapılır. Bu mendil ve şekere ”okuntu” denir. Günümüzde davetiyeden başka sağdıç ve yakın akrabalara halen okuntu verilir. Bahşiş: Sosyal yaşamın her alanında cemiyet sahibi kişiler, müjdecilere, iyi dilekte bulunanlara, gelin arabasının yolunu kesenlere yaşanan özel günün hatırına bahşiş dağıtırlar. Nişan Asma: Nişanlı olan erkek bu sürede geçen bayramların birinde ortaya yüklüce bir bahşiş koyar. Köyün delikanlıları ellerinde tüfekleriyle toplanır. İçi su dolu bir testi hedef yapılır. Yapılan atışlar sonunda hedefi vuran bahşişi kazanır. Bayramlar ve Hıdrellez: Nişanlı olan kızın evine bayram ve hıdrellez günleri hediyeler ve yiyecek içecek götürülür. Özellikle Kurban Bayramı’nda kurbanlık koç ve Hıdrellezde kuzu süslenir, kınalanır ve boynuzuna bilezik takılarak gönderilir. Hıdrellez: Hıdrellez, köy hayırlarıyla beraber baharın başlaması şenliklerinin en önemlisidir. Mayısın altıncı günü kutlanır. Kutlamalar genellikle hazırlanan yemeklerin eş-dost-akraba ile evde yenilmesi şeklinde olur. Mesire ve piknik yerlerine gidenler azdır. Ad koyma: Çocuğun doğumunu takip eden yedi gün içerisinde ad koyma merasimi yapılır. Din görevlisi çağırılır. Çocuğun sağ kulağına ezan sol kulağına kamet okunur. Sonra adı söylenir. Ad koyan kişiye bahşiş verilir. Kırklama/Kırk Uçurma: Çocuğun doğumunun kırkıncı gününde çocuklara yakındaki dereden kırk temiz taş toplattırılır. Taşları getiren çocuklara bahşiş verilir. Bu taşlar okunarak suya atılır. O su ile çocuk yıkanır. Yıkama işleminden sonra gezmeye gidilir. Buna “kırk uçurma” denir.
İlk Adım Pidesi: Yürümeye başlayan çocuk için küçük nohut ekmeği pidesi yapılarak tüm köye dağıtılır. Askere Uğurlama: Askerlik zamanı gelen genç, bir hafta önce çalışmayı bırakır. Askere gideceği güne kadar eş-dost-akraba ziyaretleri yapar. Yola çıkacağı gün ya da bir gün öncesi akşam camide mevlit okutulur. Yola çıkarken köylüler toplanır. Askere giden veya gidenler köylülerin elini öperler, bu kişiler de asker gidenlere harçlık verirler ve dualarla uğurlanırlar. Hacı Aşı: Hacdan gelip hacı olan kişi, Sağlıcakla gidip geldiği için ve de hacılığını duyurmak için büyük bir ziyafet verir. Duyurular yapılır, herkes davet edilir. Mevlid okutulur. Yemek verilir. Hacı Karşılama: Hacılar, araçlardan oluşan konvoyla karşılanır. Araç kornoları çalınarak olay herkese duyurulur. Bayraklar açılır. Hacı araçtan iner tekbir ve dualarla evine götürülür. Herkes hoş geldin ve Allah kabul etsin dileğini iletir. Hacı, gelenlere hacdan getirdiği hediyeler vererek mukabele eder.(resim)

DİNİ YAPI:
Köyün tamamı Müslüman olup itikatta Maturidi amelde Hanefi mezhebine mensuptur. Mabet olarak bir cami ve din görevlisi mevcuttur. Günlük ibadetler dışında halk için önem arzeden olgu ve olayların ardından mevlit okutulur. Hatim merasimi: Kuran okumayı öğrenip baştan sona Kuranı okuyan ve temel ilmihal bilgilerini öğrenen çocuklar için hatim merasimi yapılır. Herkes davet edilir, davetlilere yemek ikramı yapılır. Davetlilerin huzurunda çocuk öğrendiklerini program şeklinde sunar. Hatim indiren çocuğa davetliler hediye verir. Özellikle erkek çocuğu olmayan ve sünnet düğünü yapamayan aileler hatim merasiminin görkemli olmasına çaba gösterir. Hacı Uğurlama: Hac sıraları belli olup kişinin gideceği kesinleşince yediden yetmişe tanıdığı herkes ‘sağlıcakla git, sağlıcakla gel’ dileğinde bulunmak ve hediye vermek için günlerce gelip gider. Hediyeler genellikle kullananabileceği giyim kuşam ve temizlik maddeleri gibi şeylerdir. Asker uğurlamasında olduğu gibi para verenler de olur. Yola çıkmadan önceki son namaz vaktinde cami cemaati toplanır. Tekbirlerle hacı adayının evine gidilir. Hacı adayı herkesle vedalaşır dualarla uğurlanır. Bayramlar: Bayramlar, Köy yaşamına ayrı bir renk verir. Fazla sosyal etkinliğin yaşanmadığı köyde en iyi kaynaşma faktörüdür. Bayram namazına herkes en güzel elbisesini giyerek gelir. Bayram namazından sonra topluca mezarlığa gidilir. Dualar okunup mezarlar ziyaret edilir. Sonra büyüklerden başlayarak herkes sıra olur. Tüm köylüler bayramlaşır. Kurban bayramının birinci günü kurban kesilir ve dağıtılır. Ev ziyaretleri ve gençlerin eğlenceleri ikinci ve üçüncü gün yapılır. Ramazan bayramında ev ziyaretleri ve eğlenceler birinci gün olur. Eğlenceler genellikle toplanıp kızlı erkekli top oynama, salıncaklara binme gibi faaliyetlerle eğlenirler. Cenazeler: Toplu hüzünlerin en önemli göstergesidir. Salâ verilir, ölüm duyurulur. Cenaze evine herkes akın eder. Kadınların topluca ağlamaları eski kültürümüzdeki ‘ağıtçı’ları hatırlatır. Cenaze yıkanıp hazırlanır. O gün kimse işe gitmez. Hangi namaz vaktinden sonra gömülecekse namaz çıkışında topluca cenaze evine gidilir. Cenaze musalla taşının olduğu meydana getirilir. Cenaze namazı kılınır. Tabut omuzlarda mezarlığa kadar taşınır. Hazırlanan mezara cenaze defnedilir. Sonra dualar okunur. Başsağlığı dilenir. Köye dönüldüğünde cenaze evi merasime katılanlara yemek verir. Yedisi: Cenaze töreninin altıncı günü cenaze evi lokma ve pişi pişirip köye dağıtır. Elli ikisi: Cenazenin elli ikinci günü akşamı yine lokma ve pişi dağıtılır, Mevlid okutulur. Ölünün o akşam kemiklerinin etlerinden ayrıldığına inanılır. Acı çekmemesi için dua edilir. Yılı: Yedisinde ve elli ikisinde yapılanlar tekrar edilir. Cenazeye başka merasim yapılmaz. HALK METEOROLOJİSİ:
Ayvaların çok olması sert geçecek kışa alamettir. Eski takvime göre hava tahmini yapılıyor.
Çığrı tepesindeki bulutların durumuna göre hava tahmini yapılır. Güzün hayvanların gazeli (Kuru yaprak) çok yemesi kışın şiddetli geçeceğine işarettir. Yollarda kurbağa görünmesi hava değişimine delalet eder. HALK HEKİMLİĞİ:
Arı sokmalarında çamur sürülür. Nezle, grip ve soğuk algınlığı için şişe tutulur. Hacamat, özel araçlarla kan alma. Kulunç denilen kas ağrıları gaz yağı ile ovulur. Yanıklar için kantorol otundan ve zeytinyağından kür oluşturup sürülür. Bazı hastalıklar için el alanların okuması da tedavi metodu olarak kullanılır. Egzamaya karşı yılanyastığı veya yılan kılıcı otun tohumlarından merhem yapılıp kullanılır. İshal için kurutulmuş böğürtlen yaprağı çay yapılıp içirilir. Söğüt yaprağı ağrılı bölgelere yapıştırılır. KÖY HAYIRLARI:

Ülkemizin farklı bölgelerinde görülen bahar kutlamaları, köyde büyük bir şölen görünümündeki köy hayırlarına dönüşmüştür. Bu konuda yaptığımız görüşmelerden çıkan sonuç köy hayırlarının dini içerikli olmadığı yöndedir. Son yıllarda yağmur duası da yapılmaktadır. Bütün köylü gıda ürünü ve para ile bu faaliyete katılır. Ana yemek keşkek ve pilavdır. Anonslar yapılır, herkes çağrılır, mevlid okutulup yemek verilir. EĞİTİM DURUMU:
Okuryazarlık oranı yüzde yüzdür. Sekiz üniversite mezunu, altı lise mezunu ve okula devam eden öğrenciler vardır. Köy okulu kapatılmış, taşımalı eğitime geçilmiştir. SAĞLIK KURUMU:
Köyde sağlık ocağı ve lojmanı vardır. Halen hizmete başlamamıştır. Yönetim: Köyde ihtiyar heyeti ve muhtar vardır. İki defa kooperatif kurulmuş, başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Başka STÖ yoktur. ULAŞIM:
Köy, şehir merkezine sekiz kilometre, civar köylere iki üç kilometredir. HABERLEŞME:
Teknolojinin her türlüsü kullanılmaktadır. MOTORLU ARAÇ SAYISI:
Köyde 85 traktör,10 biçerdöver,10 bağlar,150 su motoru,45 otomobil, bir otobüs, iki şehirlerarası otobüs ve 100 civarında motor ve mobilet vardır. GEÇİM KAYNAKLARI: Son dönemlere kadar Pazarköy, yörenin en önemli sanayisi sayılan un değirmenciliğinin merkeziymiş. Yüksek debili köy deresi çok uygun olduğundan derenin içine on tane değirmen kurulmuş. Bunların en büyüğü beş taşlı Hacı Paşa Çiftliğindeki değirmendir.Diğerleri:Aşağı değirmen, Yukarı değirmen, Lapseki değirmeni, Kuşun değirmeni, Külcü değirmeni, Uzun oluk değirmeni, Orta değirmen, Baş değirmen…Sanayideki yenilikler ve elektriğin kullanılmaya başlanması bu değirmenlerin kapanmasına yol açmıştır.Şimdi artık kullanılmayan değirmenlerin harabe halindeki kalıntıları mevcut.Tarım,asıl geçim kaynağı.Tarımın her türlüsü yapılıyor.Hayvancılık ikinci derecede önemli.Büyükbaş hayvancılık yeni yeni gelişiyor.Küçükbaş hayvancılık genel uğraş alanıdır.Zeytincilik,bir başka geçim kaynağıdır köyde.Hasada ekim ayında başlanır ocak ayının sonuna kadar devam edilir.Köyde sulubaskı bir zeytinyağı fabrikası vardır.Üç yıldan beri işletmeye kapalıdır.(resim) Köyde sanayi ve endüstri kuruluşları yoktur. Maden, Deri, Tekstil, Balıkçılık ve giyim sanayi yoktur. KAYNAKLAR:
KAYNAK KİŞİLER:
İrfan Yaman, kadın 60 yaşında
Nizamettin Akbal, erkek 55 yaşında
Fatma Akay, kadın 57 yaşında
Ayşe Yüksel,kadın 50 yaşında

Address

Çanakkale
17600

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ezine Pazarköy posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share