Bağımsızlık Yolu Girne

Bağımsızlık Yolu Girne Kıbrıslı Türk halkının devrimci siyasi aygıtını Bağımsız Kıbrıs şiarıyla örgütlüy

16/09/2026

KAPTAN'IN GÜNLÜĞÜ - 16.09.2026 ...

16/09/2026

Rahvancıoğlu’ndan Erhürman’a: Cumhurbaşkanlığı Makamı, UBP’nin Tasdik Memurluğu Ofisi midir?

Emekçinin partisi Bağımsızlık Yolu Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu, Tufan Erhürman’ın görevden alma ve atamalara ilişkin açıklamasına yanıt verdi. Rahvancıoğlu, Erhürman’ın görevden alma ve atamalarda kendisinin de sorumluluğu olduğunu bildiğini ve kabul ettiğini belirterek, Haziran 2026’dan bu yana gerçekleştirilen görevden almalarla ilgili sorularını yineledi.

Aylardır Sorguladığımız Konuya Yanıt Vermiş

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu, “Basın eli ile Bay Erhürman’ın bilgisine” başlığıyla yaptığı açıklamada, Tufan Erhürman’ın aylardır sorguladıkları görevden alma ve atamalar konusunda kendilerine yanıt verdiğini belirtti.

Rahvancıoğlu, “Kendisi ile basın aracılığı ile de olsa, iletişim kuruyor olmak güzel” ifadelerini kullandı.
Erhürman’ın bazı fanatik destekçilerinden farklı olarak, görevden alma ve atamalarda kendisinin de sorumluluğu olduğunu bildiğini ve kabul ettiğini ifade eden Rahvancıoğlu, Erhürman’ın “Önüme konan her kağıdı imzalamadım” dediğini aktardı.

Atamalar Liyakat Bakımından da Değerlendirilmeli

Rahvancıoğlu, Erhürman’ın devamında, atamaların yalnızca hukuka uygunluk açısından değil, liyakat bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini, adayların mesleki birikimi, uzmanlığı ve kıdeminin de üstlenecekleri görevle uyumlu olması gerektiğini belirttiğini aktardı. Bu değerlendirmeye katıldığını belirten Rahvancıoğlu, aylardır sorduğu soruyu yineledi.

Seçime beş ay kala, Haziran 2026’dan beri gerçekleşen görevden almalarda, görevden alınan kişilerin liyakat, mesleki birikim, uzmanlık ve kıdeminde hangi sorunların bulunduğunu soran Rahvancıoğlu, yerlerine atanan kişilerin seçim kapıya dayanmışken hangi projeleri hayata geçireceklerini ve ne gibi hedeflere ulaşacaklarını sordu.

Rahvancıoğlu, bu hedeflere ulaşılmasında görevden alınanların başarısız olacaklarını Erhürman’a düşündüren nedenin ne olduğunu da sordu.

Liyakatlerinde Ne Gibi Eksiklik Gördünüz?

Rahvancıoğlu, görevden alınan Dışişleri Dairesi Müdürü Atınç Keskin, Yerel Yönetimler Müdürü Cenk Dökmen, Kültür Dairesi Müdürü Şirin Zaimağaoğlu, Turizm Tanıtma Pazarlama Müdürü Mine Emiroğlu, Eski Eserler Müzeler Müdürü Emine Ziba, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Deren Oygar, Posta Dairesi Müdürü Yakup İskender ve Meteoroloji Dairesi Müdürü Sinan Güneş’in liyakat, mesleki birikim, uzmanlık ve kıdeminde ne gibi eksiklikler görüldüğünü sordu. Rahvancıoğlu, “Hepsinin görevden alma yazılarının altında imzanız var. İmzanız olduğu için sorumluluğunuz da var!” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı Makamı, UBP’nin Tasdik Memurluğu Ofisi Midir?

Rahvancıoğlu, söz konusu kişilerin hükümetin yaklaşan seçimler nedeniyle yaptığı “alecengiz oyunları” nedeniyle değil, başka nedenlerle görevden alındığını belirten Erhürman’ın bu nedenleri açıklaması gerektiğini ifade etti. Görevden alınma nedenlerinin kendilerinin zaten tahmin ettiği nedenler olması halinde ise Rahvancıoğlu, Cumhurbaşkanlığı makamının UBP’nin “Tasdik Memurluğu Ofisi” olup olmadığını sordu.

16/09/2026
15/09/2026

Bağımsızlık Yolu’ndan PGM’ye Başvuru: Saliha Özkol Cinayetinde Olası Polis İhmali Araştırılsın!

Bağımsızlık Yolu, eski eşi tarafından öldürülen Saliha Özkol’un cinayet öncesinde kendisi ve yakınları tarafından polise yapılan şiddet, şiddet tehdidi ve koruma emri ihlali ihbarlarının etkin şekilde soruşturulup soruşturulmadığının araştırılması için Polis Genel Müdürlüğü’ne başvurdu.

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Av. Cansu N. Nazlı tarafından parti adına yapılan başvuruda, Saliha Özkol’un öldürülmeden önce koruma emri bulunduğu ve eski eşi tarafından defalarca şiddete ve suça maruz bırakıldığına ilişkin bilgilerin kamuoyuna yansıdığı hatırlatıldı.

Başvuruda, Özkol’un ve yakınlarının eski eşi hakkında şiddet, şiddet tehdidi ve koruma emri ihlali gerekçeleriyle İskele Polis Müdürlüğü’ne ve bölgedeki polis karakollarına yaptığı ihbar ve şikayetlerin akıbetinin araştırılması istendi.

Polis Şikayetleri Dikkate Aldı Mı?

Bağımsızlık Yolu, söz konusu ihbar ve şikayetlerin polis tarafından dikkate alınıp alınmadığının, bu kapsamda dosya açılıp açılmadığının ve gerekli soruşturmanın etkin biçimde yürütülüp yürütülmediğinin Polis Genel Müdürlüğü tarafından kapsamlı şekilde araştırılmasını talep etti.

Başvuruda, Saliha Özkol’un yakınlarının koruma emrinin birden fazla kez ihlal edilmesi üzerine İskele Polisi’ne yaptıkları ihbarlar karşısında, kendilerine Mahkemeye başvurmaları gerektiği ve polisin yapabileceği herhangi bir şey olmadığı yönünde iddialarında bulunulduğu da aktarıldı.

Bağımsızlık Yolu, böyle bir durumda polisin re’sen harekete geçerek mahkeme başvurusu olmadan gerekli işlemleri yapması gerektiğine işaret ederek, yapılan ihbar ve şikayetlerin etkin şekilde soruşturulmamış olması halinde ciddi bir ihmalin söz konusu olacağını vurguladı.

Tekrar Eden Şiddet Şikayetleri Ciddiye Alınmalı

Kadın cinayetlerinin önlenmesinde polisin sorumluluğuna dikkat çekilen başvuruda, özellikle tekrar eden şiddet ve tehdit şikayetlerinin ciddiyetle ele alınmasının hayati önemde olduğu belirtildi.

Başvuruda, Saliha Özkol’un ölümünden önce kendisinin ve yakınlarının İskele Polis Müdürlüğü ile bölgedeki karakollara yaptığı tüm ihbar ve şikâyetlerin incelenmesini ve bu başvurular karşısında etkin soruşturma yürütülüp yürütülmediğinin ortaya çıkarılmasını istendi.

Emekçinin partisi Bağımsızlık Yolu ayrıca, soruşturmanın kadın cinayetlerinin önlenmesi açısından taşıdığı önem nedeniyle, polise yapılan aramalara ilişkin kayıtların da ivedilikle incelenmesi talebinde bulundu.

15/09/2026

Koloz: Öğrenci Taşımacılığı Kâr Hırsına, Ulaşım Hakkı Şirketlere Teslim Edildi!

Bağımsızlık Yolu Parti Meclisi üyesi Melisa Koloz, eğitim yılının ilk haftasında yaşanan öğrenci taşımacılığı sorununa tepki göstererek, ülkedeki toplu taşımacılığı tekelinde tutan otobüs şirketlerinin yıllardır elde ettikleri kârı daha da artırmak adına öğrenci taşımacılığını ve trafiği kilitlediğini söyledi.

Kârlarını Daha da Katlamak İstiyorlar

Koloz, otobüs şirketlerinin yıllardır elde ettikleri kârı daha da katlayabilmek adına eğitim yılının ilk haftasında öğrenci taşımacılığını aksattığını ve trafiği kilitlediğini belirtti.

Şirketlerin yaşanan sorunun yalnızca alacakları ücretle ilgili olmadığını, araçlara ve şirketlerine yapacakları yatırımları da düşündüklerini söylediklerini aktaran Koloz, bu söylemlerle en başta velilerin vicdanına oynanmaya devam edildiğini ifade etti.

Eski Otobüslerin Halini Bilmesek İnanacağız

Öğrenci taşımacılığında kullanılan araçların durumuna dikkat çeken Koloz, şirketlerin “öğrencilere daha iyi hizmet verebilmek” amacıyla hareket ettikleri yönündeki söylemlerinin gerçeklikle bağdaşmadığını belirtti.
Koloz, “Öğrencileri taşırken alev alan, bozulan eski otobüslerin içler acısı halini bilmesek inanacağız bu şirketlerin öğrencilere daha iyi hizmet verebilmek adına işi yokuşa sürdüklerine” ifadelerini kullandı.

Hükümetler Şirketleri Semirtmeyi Tercih Ediyor

Yaşanan sorunun yalnızca otobüs şirketlerinin tutumundan kaynaklanmadığını vurgulayan Koloz, hükümetlerin de yıllardır uyguladığı ulaşım politikaları nedeniyle sorumluluk taşıdığını söyledi.

Koloz, hükümetlerin aradan geçen onca yıla rağmen kamusal toplu taşımacılığa yatırım yapmadığını belirterek, öğrencilerle birlikte halkın ulaşım hakkına erişimini kolaylaştırmak yerine bu şirketleri semirtmeyi tercih ettiğini ifade etti.

Okulların Hali Zaten Ortada

Eğitim alanındaki sorunlara da dikkat çeken Koloz, okulların mevcut durumunun ortada olduğunu söyledi.
Koloz, eğitim yılının başlangıcında öğrencilerin ulaşım sorunuyla karşı karşıya bırakıldığını belirtirken, Başbakan Ünal Üstel’in ise seçimden önce UBP içerisindeki küskün klikleri yeniden kazanma derdinde olduğunu ifade etti.

Hayırlı Olsun Yeni Eğitim Yılı

Koloz, açıklamasının sonunda yaşanan tabloyu ironik bir ifadeyle eleştirerek, yeni eğitim yılının taşıma şirketleri ve hükümet açısından nasıl bir düzen içerisinde başladığına dikkat çekti.
Koloz, “Hayırlı olsun yeni eğitim yılı tüm taşıma şirketlerine, bu kadar yıldır bu şirketlere ne istedilerse veren hükümetlere ve tüm öğrencilere” dedi.

15/09/2026

Emeğin Gündemi programında 15 Eylül 2026, Salı akşamı Bağımsızlık Yolu Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan, Genel Sekreter Cansu N. Nazlı ve Kadın Eğitimi Kolektifi Aktivisti Didem Koçak, "Kadın Cinayetleri" gündemini irdeleyecekler.

Program, saat 20.00'da Bağımsızlık Yolu Facebook sayfasında canlı olarak yayınlanacak.

14/09/2026
13/09/2026

Nazlı: Kadına Şiddetten Kurtulmak İçin Bataklığı Kurutmalıyız!

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Cansu N. Nazlı, Kıbrıs’ın kuzeyinde son beş gün içerisinde iki kadının erkek şiddeti sonucu yaşamını yitirmesinin ardından yaptığı açıklamada, kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel vakalar üzerinden ele alınamayacağını belirterek, şiddeti üreten toplumsal ve siyasal düzenle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı. Nazlı, “Bataklığı kurutmak için ataerkil sermaye düzenine, dinsel gericiliğe ve neoliberal muhafazakarlığa karşı direnmeliyiz” dedi.

Nazlı, kadına yönelik şiddete ilişkin yaptığı açıklamada, kadınlara şiddet gördüklerinde nereye başvurabileceklerini anlatmanın tek başına yeterli olmadığını belirtti. Nazlı, “Bir kadına şiddete uğradığı durumlarda nereye gidebileceğini söylesek de neden gitmediğini çözmedikten sonra kadınlar özgürleşemez” ifadelerini kullandı.

Şiddeti ayrılmak veya boşanmak için geçerli bir sebep olarak görmeyen, şiddet gören kadınlara aile birliğini korumak adına “dayanmayı” ve “katlanmayı” telkin eden erkek egemen muhafazakar kalıp yargıların kırılması gerektiğini kaydeden Nazlı, kadınların şiddet gördükleri evden uzaklaşmaları halinde dahi ekonomik olarak bağımsız bir yaşam kurabilmelerinin önündeki engellerin ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi.

Nazlı, “Kadınların şiddet gördüğü evden kaçsa da kazandığı asgari ücretle bir ev kiralayıp geçinmesinin mümkün olmadığı koşulları ortadan kaldırmalıyız” dedi.

Gericiliğe ve Muhafazakarlığa Geçit Vermemeliyiz

Din ve inanç kisvesi altında kadınların yaşamı ve bedeni üzerinde baskı kurulmasına karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Nazlı, kadına yönelik şiddeti önleyici ve kadınları şiddetten koruyucu mekanizmalar talep etmekle yetinilmemesi gerektiğini belirtti.

Nazlı, “Bataklığı kurutmak için ataerkil sermaye düzenine, dinsel gericiliğe ve neoliberal muhafazakarlığa karşı direnmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Devletin sosyal politikalar alanından geri çekilerek bu alanı vakıf ve derneklere bırakmasının kabul edilmemesi gerektiğini söyleyen Nazlı, din işlerine ayrılan bütçeye de tepki gösterdi. Nazlı, “Din işlerine ayrılan bütçenin neden Sosyal Hizmetlere ayrılmadığının hesabını bu bütçeleri getiren ve geçiren vekiller verecek!” dedi.

Devletin bir sığınma evi dahi kurmadığı, okulların ise ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu koşullarda yol boyunca ihtişamlı camiler inşa edilmesine de itiraz ettiklerini belirten Nazlı, kadına yönelik şiddetin artışından gerici tarikatlar ile bu tarikatların faaliyetlerine son vermeyen devlet yetkililerinin sorumlu olduğunun altını çizdi.

Eğitim Bakanlığı da Sorumludur

Nazlı, Eğitim Bakanlığı’nın politikalarının da kadına yönelik şiddet açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Müfredattan evrim teorisini çıkaran, toplumsal cinsiyet eşitliğinin koymayı aklına getirmeyen, din derslerini zorunlu yapan Eğitim Bakanlığı da şiddete uğrayan ve erkek şiddeti ile kadınların yaşamdan alınmasından sorumlu!” ifadelerini kullandı.

Neoliberal muhafazakâr politikaları uygulayanların aynı zamanda kadına yönelik şiddete karşı olduklarını iddia edemeyeceğini belirten Nazlı, dinsel gericiliğin yıllardır ülkeye sistematik biçimde dayatıldığını ifade etti. Nazlı, gericiliği “din ve inanç özgürlüğü” adı altında topluma kabul ettirmeye çalışanların da kadına yönelik şiddetin artmasında payı bulunduğunu söyledi.

Şiddeti ‘Aile Meselesi’ Olarak Kapatan Polisin de Payı Var

Kadına yönelik şiddet vakalarında devlet kurumlarının tutumuna da dikkat çeken Nazlı, kendisine ulaşan şiddet şikâyetini “aile meselesi” olarak değerlendiren polis yaklaşımını eleştirdi.

Nazlı, “Erkek egemen kafasıyla kendisine gelen şiddet şikayetini ‘aile meselesi’ olarak kapatan polisin de payı var, bu ihmali soruşturmayan polis amirinin de!” dedi.

Kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel vakalar üzerinden ele alınamayacağını belirten Nazlı, hükümet, Meclis, Ankara, patronlar, gerici vakıflar, tarikatlar ve gece kulübü sahiplerine karşı mücadele edilmeden kadına yönelik şiddetten kurtulmanın mümkün olmadığını ifade etti.

Nazlı, kadına yönelik şiddetin icracısı olan veya şiddete müdahale etmeyerek artmasına neden olan tüm unsurlara karşı örgütlü mücadelenin tercih edilmesi gerektiğini belirterek, bu unsurlarla kadına şiddet konusunda lobicilik yapılmasını reddettiklerini söyledi.

Ya Ezenden Yana Olacaksın Ya Ezilenden

Nazlı, kadın cinayetlerine, kadınların kamusal alanlarda bıçaklanmasına ve kadınların seks kölesi olarak tutsak edilmesine karşı mücadelenin tarafsız bir tutumla yürütülemeyeceğini belirtti. Kadına yönelik şiddet karşısında taraf olunması gerektiğini vurgulayan Nazlı, mücadelenin ezilenlerden yana örgütlenmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Ya ezenden yana olacaksın ya ezilenden. Bunun ortası yok” dedi.

13/09/2026

Maronitler Kendi Muhtarlarını Seçebilecek mi?

Yerel seçimler yine yaklaşıyor, ancak Kıbrıslı Maronitlerin kendi muhtarlarını seçme hakkı hâlâ havada asılı durmaya devam ediyor. Rejim partileri meclis komitelerinde karma oy sisteminin kaldırılmasını, iki seçimin bir arada yapılmasını tartışmaya devam ederken, Kormacit sakinlerinin en sıradan hakkı hâlâ güvence altına alınmış değil. Kıbrıslı Maronitler 2005'ten bu yana kendi muhtar ve azalarını seçebiliyor olsa da, bu hiçbir zaman bir yasaya dayanan bir hak olmadı, doğrudan Dışişleri Bakanlığı'nın idari takdirine bağlı kaldı. Kimin aday olabileceğine, kimin aday olamayacağına, seçimin yapılıp yapılmayacağına bile, hiçbir gerekçe göstermeden bakanlık karar veriyor.

Hatırlatmak gerekiyor ki 2022 yerel seçimlerinde Maria Skoullou’nun muhtar adaylığının engellenmesi için Bakanlığın takdiri yeterli olmuştu. Ortada ne bir mahkeme kararı, ne bir soruşturma, ne de itiraz edilebilecek yazılı bir gerekçe vardı. Böylesi bir kararın sebebi sorgulandığında sözlü olarak “güvenlik gerekçesiyle” denmesi yeterli olmuştu. Aynı topluluktan bir başka aday hiçbir engelle karşılaşmazken, bir diğerinin adaylığı bir imzayla ortadan kaldırılabilmişti.

Kıbrıslı Maronitlerin kendi muhtarlarını seçme “hakkı” öylesine bir hak ki, daha doğduğu ilk andan itibaren Dışişleri Bakanlığı'nın o günkü siyasi hesabına tabi kılınan bir “izin” olarak kurgulanmış ve aradan geçen yirmi seneyi aşkın sürede hiçbir rejim partisi tarafından yasal güvence altına alınma ihtiyacı hissedilmemiştir. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda Meclis komitelerinde hızla bir araya gelip oybirliği ile yasa çıkarabilen rejim partileri, bu meseleyi gündemlerine dahi almamıştır.

2005 yılında bu uygulamayı başlatan CTP hükümetleri, daha ilk günden bu hakkın sakat doğmasına yol açmış ve hükümete gelip gittiği onca yıl boyunca bu hakkı düzenleyen herhangi bir yasal dayanak hazırlamamıştır. Kıbrıs sorununda azınlık statüsüne düşmeyiz demeye gelince, mangalda kül bırakmayan UBP ise küçücük bir topluluğun köy muhtarını seçmesine bile tahammül edememiştir. En temel temsil hakkını bir bakanlığın keyfine bırakmakla kalmamış, buna müdahale edip engel koymakta beis görmemiştir.

Yerel seçimler kapıdayken bir kez daha hatırlatıyoruz: Kıbrıslı Maronitlerin kendi temsilcisini seçme hakkı, bakanlığın idari izni olmaktan çıkıp yasal bir güvenceye kavuşmalıdır. Adaylık başvurularının nasıl değerlendirileceği, hangi gerekçeyle reddedilebileceği ve bu ret kararına nasıl itiraz edilebileceği açık ve denetlenebilir olmalıdır. Birilerinin lütfuyla değil, herkesin bilebileceği ve dayanabileceği bir yasal çerçeveyle olmalıdır. Bir topluluğun kendi köyünde kimi seçeceğine karar verme hakkı gibi en asgari demokratik temsil hakkı, bir bakanın iki dudağı arasında değil, yasada olmalıdır!

Bağımsızlık Yolu
Emekçinin Partisi

13/09/2026

Son iki ayda üç kızkardeşimiz, kendilerine en yakın olan erkekler tarafından vahşice katledildi. Üç kadın. Üç yaşam. Üç cinayet. Artık yeter! Bir kez daha soruyoruz size: SİZ NE İŞE YARIYORSUNUZ?

Kadınlar öldürülürken, tehdit edilirken, şiddete maruz bırakılırken; onları koruması gereken siz ne işe yarıyorsunuz?

Kadınların yaşamları ve kararları üzerinde söz sahibi olmayı kendinde hak gören, ayrılığı kabullenmeyen, kadınların özgürlüğünü tehdit olarak gören erkek egemen zihniyet bu şiddeti gün be gün artırırken siz ne işe yarıyorsunuz?

Kadınları koruyacak mekanizmaları etkin biçimde işletmeyip, şiddeti gerçekleşmeden önce önleyecek sosyal politikaları hayata geçirmeyip, yasaları ve koruyucu tedbirleri eksiksiz uygulamayıp da utanmadan o koltuklarda oturan sizler ne işe yarıyorsunuz?

Belli ki siz ne işe yaramanız gerektiğini hala anlayamadınız. Biz bir kez daha anlatalım;

Devletin görevi kadınların öldürülmesinin ardından açıklama yapmak değil, kadınları hayattayken korumaktır! Göçmen, yoksul, güvencesiz ya da başka nedenlerle dezavantajlı durumda bulunan kadınlar başta olmak üzere bütün kadınların güvenli bir yaşam sürmesini sağlamaktır.

Devletin görevi kadınların yaşam hakkını güvence altına alan politikalar üretmektir.

Devletin görevi kadınları hedef hâline getiren ataerkil düzen, erkek şiddetini besleyen erkek egemen zihniyet ve kadınları korumakta yetersiz kalan politikaları yok etmektir.

Devletin görevi kadın sığınma evleri açmak, şiddet önleme ve danışma merkezleri kurmaktır.

Devletin görevi kamunun kaynaklarını sermayeyi daha da beslemek için harcamak yerine sosyal hizmetlere aktarmaktır.

Devletin görevi kadına yönelik şiddet suçlarına ağır teminat koşulları getirmeyi yasallaştırmaktır.

Bu ülkede şiddete uğrayan kadınların şiddet gördükleri yerden güvenli bir şekilde ayrılıp hayatını yeniden kurabilmek için sosyal desteğe ihtiyaç vardır. Kadınları şiddetten koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınabilmesi ve etkin şekilde yürütülmesi için gerekli olan ile yakından uzaktan alakası olmayan dar bütçeyi onaylayan milletvekilleri; siz de bu ölümlerden sorumlusunuz.

Gerici ve cinsiyetçi öğelerle dolu okul kitaplarını devlet okullarına dağıtarak, soyut düşünme becerisi olmayan yaşta çocuklara kuran kursu verilmesini onaylayayarak ayrımcılığın, gericiliğin ve şiddetin bu memlekette yayılmasına hizmet eden Eğitim Bakanlığı da yaşanan kadına şiddet olaylarından sorumludur.

Kadına şiddet şikayetlerini feodal ilişkilerle ciddiye almayan, şiddet şikayetinde bulunan kadınların gözünü korkutan, şüpheli kadın ölümlerini ciddiyetle soruşturmayan polis de bugün yaşananlardan sorumludur.

Kadınlar olarak devletten alacaklı olduğumuzu ve kız kardeşlerimizi kaybetmenin bedelini makam sahiplerine ödeteceğimizi kamuoyuna bildiririz.

Bizim artık sabredecek gücümüz kalmamıştır. Tüm kız kardeşlerimiz güvende olana dek yakanızdayız.

KATLEDİLEN KADINLAR İSYANIMIZDIR!

Address

Şehit İlker Kartel Sokak, No:3 B, Girne
Kyrenia

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bağımsızlık Yolu Girne posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share