Bağımsızlık Yolu Girne

Bağımsızlık Yolu Girne Kıbrıslı Türk halkının devrimci siyasi aygıtını Bağımsız Kıbrıs şiarıyla örgütlüy

20/06/2026
19/06/2026

AÖA'yı Bakkal Dükkanına Çevirmenize İzin Vermeyeceğiz!

Eğitim Bakanlığı'nın teknik düzenleme adı altında Atatürk Öğretmen Akademisi'ni paravan bir diploma basma makinesine dönüştürme girişimi kabul edilemez!

AÖA sınavla öğrenci alan ve dört yıllık bir programla nitelikli öğretmen yetiştiren, kamusal ve sendikalı bir eğitim kurumudur. AÖA'yı sınavsız girilen ve bir yılda öğretmenlik diploması dağıtan bir bakkal dükkanına çevirme girişimi, halkımızın tarihine de bugününe de geleceğine de saldıran alçakça bir girişimdir.

Meclis Genel Kurulu'nda sevk edilen tasarı ile; yaklaşık yüzyıldan beri kamusal öğretmen yetiştirme kurumu olarak hizmet veren Atatürk Öğretmen Akademisi, çeşitli hukuksuzluklara alet edilerek lisans mezunlarına özel sınav, bir yıllık süreye indirilebilen program, geniş muafiyet, intibak düzenlemeleri, yaş sınırının kaldırılması ve tüzüklerle şekillendirilecek keyfi kabul rejimiyle dört yıllık kamusal öğretmen yetiştirme kurumu olmaktan çıkarılmak isteniyor.

Hükümetin yolsuzluk dosyası kabarık dururken, hem siyasi hem de tarihsel olarak miadı dolmuşken, erken seçim talebi halkın ezici bir çoğunluğu tarafından sahiplenilirken, hükümet ortakları kendi içlerinde ve birbirleriyle parçalanmışken, halkın genelini etkileyecek uzun süreli sonuçları olacak böyle bir Yasa'nın gündeme getirilmesi utanmazlıktır.

AÖA’nın itibarsızlaştırılmasını, öğretmenlik mesleğinin değersizleştirilmesini ve kamusal eğitimin siyasi hesaplara kurban edilmesini kabul etmiyoruz. Sınavsız girilen ve bir yılda öğretmenlik belgesi dağıtılan bir AÖA, yüz yıllık öğretmen yetiştirme birikiminin çarçur edilmesi eğitimde niteliğin tamamen sıfırlanması anlamına gelecektir.

Partimiz Bağımsızlık Yolu, kamusal, nitelikli, ücretsiz ve bilimsel eğitimin son kalelerinden birisi olan ve sendikalı personeli ile öğretmen yetiştiren AÖA'yı savunmak için toplumun ilerici kesimleri ile yan yana durmaya ve bu alçakça saldırıyı püskürtmeye kararlıdır.

Salih Hayaloğlu
Bağımsızlık Yolu
Eğitim Sekreteri

18/06/2026

Rahvancıoğlu: Siz Değil Devlet, Çöplük Bile Yönetemezsiniz!

Emekçinin partisi Bağımsızlık Yolu Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu, Güngör Katı Atık Depolama Tesisi’nde yaşanan yangın ve ortaya çıkan çevre felaketine ilişkin yaptığı açıklamada, ülkedeki nüfus politikaları ile özelleştirme anlayışını sert sözlerle eleştirdi.

Rahvancıoğlu, Güngör Çöplüğü’nde çıkan yangının yalnızca görünen yönünün tartışıldığını, ancak yaşanan felaketin arkasındaki temel nedenlerin göz ardı edildiğinin altını çizdi. 2015 yılında tesiste depolanan katı atık miktarının 190 bin ton olduğunu, 2025 yılında ise bu rakamın 340 bin tona yükseldiğini belirten Rahvancıoğlu, söz konusu artışın nüfus artışının doğrudan bir sonucu olduğunu ifade etti.

“Kıbrıs’ın kuzeyi daha fazla nüfusu kaldıramayacağını bas bas bağırıyor” diyen Rahvancıoğlu, sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak amacıyla dünyanın farklı bölgelerinden insanların ülkeye getirildiğini, ancak bunun ne insani çalışma koşullarıyla ne de gerekli altyapı yatırımlarıyla desteklendiğini söyledi. Mevcut altyapının ve kamu kurumlarının bugünkü nüfusa dahi hizmet vermekte zorlandığını belirten Rahvancıoğlu, “Çöpleri bile idare edemiyoruz” ifadelerini kullandı.

Yetkililerin katı atık yönetiminde “verimlilik” gerekçesiyle daha fazla nüfusa ihtiyaç duyulduğu yönündeki değerlendirmelerini de eleştiren Rahvancıoğlu, burada kastedilen verimliliğin aslında kârlılık olduğunu savundu. Çevresel sorunlara ticari kazanç odaklı yaklaşılmasının yanlış olduğunu dile getiren Rahvancıoğlu, katı atık yönetiminin kamu eliyle yürütülmesi ve parasal kazanç yerine ekolojik ilkelerin esas alınması gerektiğini söyledi.

Açıklamasında Güngör tesisini işleten özel şirkete de değinen Rahvancıoğlu, kamuoyuna yapılan açıklamalarda şirketin adının özellikle geri planda bırakıldığını söyledi. Daha önce kendisine ödeme yapmayan belediyelerin atıklarını kabul etmediği iddia edilen işletmeyi hatırlatan Rahvancıoğlu, “Özel sektörün her şeyi daha iyi yöneteceğini savunanlara verilecek en net cevap, bugün Güngör’den yükselen dumanlardır” dedi.

Rahvancıoğlu, Güngör’de yaşanan olayların iki temel gerçeği ortaya koyduğunu belirterek, ülkenin daha fazla nüfus yükünü taşıyamadığını ve ekolojik hizmetlerin kâr amacıyla yönetilmesinin ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

18/06/2026

Rahvancıoğlu: Rejim Partilerinin Gündemi Seçim, Halkın Gündemi İse Geçim!

Emekçinin Partisi Bağımsızlık Yolu Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu, özel sektör emekçilerinin yeni Asgari Ücret’i beklediğini belirterek, rejim partilerinin ise seçim hesapları dışında halkın geçim sorunlarına ilişkin herhangi bir çözüm ortaya koymadığına dikkat çekti.

Özel Sektör Emekçileri Kayıplarını Telafi Etmeyi Bekliyor

Emekçinin Partisi Bağımsızlık Yolu Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu, özel sektör emekçilerinin dört gözle yeni Asgari Ücret’in belirlenmesini beklediğini söyledi. Rahvancıoğlu, beş ay içerisinde enflasyon karşısında eriyen gelir kayıplarının bir nebze olsun telafi edilmesinin emekçilerin temel beklentisi olduğunu ifade etti.

Emekçilerin Gündemi Geçim, Rejim Partilerinin Gündemi Seçim

Özel sektör emekçilerinin gündeminin geçim olduğunu vurgulayan Rahvancıoğlu, rejim partilerinin ise bütün dikkatini seçimlere çevirdiğini belirtti. Seçim atmosferinde en azından Asgari Ücret konusunda bir çözüm, öneri ya da talep ortaya konulmasını beklendiğini kaydeden Rahvancıoğlu, ancak bu konuda herhangi bir yaklaşım göremediklerini söyledi.

Asgari Ücret Konusunda Fikir Kırıntısı Bile Yok

Bağımsızlık Yolu’nun “sendikasız çalıştırılmak yasaklansın” veya “Asgari Ücret en düşük kamu maaşına eşitlensin” taleplerini diğer partilerin savunmak zorunda olmadığını belirten Rahvancıoğlu, buna rağmen sürekli olarak “birinci partiyiz”, “ikinci partiyiz”, “kilit partiyiz” ve “büyük ortağız” söylemleriyle öne çıkan siyasi partilerden Asgari Ücret’e ilişkin en azından bir fikir ortaya koymalarını beklemenin hakları olduğunu ifade etti.

Büyük Sermayeyi Ürkütmekten mi Korkuyorlar?

Rejim partilerinin seçim bütçelerine yatırım yapacak büyük sermayeyi rahatsız etmekten çekinip çekinmediğini sorgulayan Rahvancıoğlu, “Kaz gelecek yer için özel sektördeki emekçileri mi feda ediyorlar?” diye sordu.

Eskiden En Azından Daha Yüksek Ücret Vaatleri Duyulurdu

Geçmişte siyasi partilerin en azından “Bu ücret çok az” ya da “Biz daha yüksek belirleyeceğiz” şeklinde açıklamalar yaptığını anımsatan Rahvancıoğlu, bugün bunun dahi yapılmadığını söyledi. Rejim partileri ile halkın aynı memlekette yaşamıyormuş gibi davrandığını belirten Rahvancıoğlu, “Onlar seçim ve oy rüyası görüyor. Halk ise geçim ve ekmek derdinde” dedi.

Bağımsızlık Yolu’nun Talebi: “Asgari Ücret En Düşük Kamu Maaşına Eşitlensin”

Sorunun çözümünün basit olduğunu ifade eden Rahvancıoğlu, Bağımsızlık Yolu’nun talebini yineleyerek, Asgari Ücret’in en düşük kamu maaşına eşitlenmesi gerektiğini vurguladı.

15/06/2026

Servet Vergisi Öngörümüzün Alt Sınırını İki Milyon Sterlin Olarak Güncelliyoruz

Partimiz Bağımsızlık Yolu’nun 2020 yılında ortaya attığı Servet Vergisi önerisi, halk tarafından geçtiğimiz 6 yıl içerisinde ciddi anlamda sahiplenildi. Ultra zenginler ve onların sözcüleri her ne kadar Servet Vergisi’nin ne olduğu hakkında yalanlara ve çarpıtmalara başvursalar da, Servet Vergisi talebi halkımız tarafından doğru anlaşıldı.

Bu talebin çıkış noktası aslında Bağımsızlık Yolu değil, hatta Kıbrıs dahi değildir. Servet Vergisi, çok uzun yıllardır, dünyanın dört bir yanında savunulmaktadır. Bağımsızlık Yolu da önce 2018 yılında yaşanan döviz ve hayat pahalılığı üzerine “Ultra Zenginler İçin Acı Reçete” başlıklı bir çalışma hazırlamıştı. Kısa bir süre sonra bu çalışma derinleştirilerek, son hali olan Servet Vergisi’ni almıştır.

Gerek bu çalışmanın, gerekse de Servet Vergisi’nin Bağımsızlık Yolu tarafından ortaya konulmasının başlıca üç sebebi vardır:

1- Halkın her kesiminden çeşitli zamanlarda “elini taşın altına koyması” beklenmekte, ekonomik sıkıntılar ve bütçe açığı gerekçe gösterilerek acı ilacı hep halkın içmesi istenmektedir. Oysaki Ultra Zenginler hiçbir bedel ödememekte ve hiçbir zaman elini taşın altına koymamaktadırlar. Aksine, Ultra Zenginler servetlerine servet katmaktadırlar. İşte Servet Vergisi, toplumdaki bu adaletsizliği gidermeyi amaçlamaktadır. Dahası, Servet Vergisi, toplumda gittikçe artan gelir ve servet eşitsizliğini de azaltarak, toplumdaki adalet duygusunu tamir etmeye başlayacaktır.

2- Halkın ekonomik anlamdaki en büyük sorunu, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısıdır. İstatistik Kurumu’nun verilerine göre hanehalkı bütçesinin çoğu barınma, enerji, ulaşım, eğitim ve gıdaya harcanmaktadır. Sadece bu alanlara yönelik kamusal yatırımların artması ve bunların halkın karşılanabileceği miktarlarda ücretlendirilmesi, hanehalkının yaptığı harcamaların %70’e yakınını rahatlatacaktır. Böylece hane gelirlerini artırmaya gerek kalmadan hayat ucuzlatılacaktır. İşte Servet Vergisi, bu kamusal yatırımlara fon oluşturacak olan kaynaktır. Dahası, “kaynak olmadığı” bahanesiyle sürekli ertelenen altyapı yatırımları da bu fondan faydalanacaktır.

3- Ülkede bir bütçe açığı sorunu vardır. Ancak bu sorunun sebebi, giderlerin fazlalığı değil, gelirlerin azlığıdır. Gelmiş geçmiş hükümetler gelirleri artırmak yerine giderleri kısarak hem halkı yoksullaştırmakta, hem de kamu kurumlarını aciz duruma düşürmektedirler. İşte Servet Vergisi, bütçe gelirlerini artırarak hem bu duruma son verecek, hem de bütçe açığı sorununu çözecektir.

Emekçinin Partisi Bağımsızlık Yolu, işte bu üç noktadan hareketle Servet Vergisi önerisini ortaya koymuştur. Servet Vergisi, toplumun sadece en zengin %2’lik kesiminden tek seferlik alınacak olan bir vergidir. Bu doğrultuda, bu öneriyi ilk kez ortaya koyduğumuz 2020 yılında, bu verginin 500,000 (beş yüz bin) sterlin ve üzeri toplam serveti olanlara uygulanacağı öngörüsünde bulunmuştuk. Aradan geçen 6 yılda, gerek dünyadaki ve Kıbrıs’taki genel ekonomik büyüme, gerek dünyadaki ve Kıbrıs’taki enflasyon ve servet birikimi dinamikleri nedeniyle, asgari Servet Vergisi için öngörülen miktarın güncellenmesi gerektiğini tespit ettik. Öngörümüze göre, Servet Vergisi, 2,000,000 (iki milyon) sterlin ve üzeri toplam serveti olanlara uygulanacaktır. Bu çerçevede güncellenmiş haliyle Servet Vergisi dilimleri, aşağıdaki gibidir:

2 milyon – 5 milyon sterlin arası servete sahip olanlardan %5’lik bir kesinti
5 milyon – 10 milyon sterlin arası servete sahip olanlardan %7.5’luk bir kesinti
10 milyon – 20 milyon Sterlin arası servete sahip olanlardan %10’luk bir kesinti.
20 milyon – 50 milyon Sterlin arası servete sahip olanlardan %12.5’lik bir kesinti
50 milyon Sterlin ve üzeri servete sahip olanlardan ise %15’lik bir kesinti.

Kıbrıslı Türk siyaseti uçurumdan aşağıya yuvarlanmaktadır. Bir yanda hükümet “icraat ve istikrar” adı altında toplumu ekonomik, sosyal, ahlaki ve yapısal bir çöküşe sürüklemekte; diğer yanda ise muhalefet partileri ortaya hiçbir somut çözüm önerisi koymadan sadece hükümetin yanlışlarını dile getirmektedirler. Bağımsızlık Yolu olarak taşıdığımız siyasi ve toplumsal sorumluluk gereği sadece yaşadığımız sorunları ifade etmekle yetinmiyor, aynı zamanda bu sorunlara somut ve uygulanabilir çözüm önerileri de sunuyoruz. Servet Vergisi, bu doğrultuda ortaya koyduğumuz bütünlüklü çözüm önerilerinden sadece bir tanesidir.

- Ultra Zenginlere Servet Vergisi

Bağımsızlık Yolu
Emekçinin Partisi

13/06/2026
12/06/2026

Özkızan: Kıbrıs’ın Turizm Geleceği Kumarhanelerde Değil, Doğasında ve Tarihinde Yatıyor

Emeğin Gündemi programında, Bağımsızlık Yolu Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan, Patika Doğa Sporları Derneği Başkanı Erdoğan Işık ve Yusuf Özgü Sertel, "Denizlerden Ormanlara Hak Mücadeleleri" konu başlığını irdelediler.

Özkızan: Kıbrıs’ın Turizm Geleceği Kumarhanelerde Değil, Doğasında ve Tarihinde Yatıyor

Bağımsızlık Yolu Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan, Emeğin Gündemi programında yaptığı açıklamada Kıbrıs’ın ekoturizm açısından büyük bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, adanın yalnızca doğal güzellikleriyle değil, doğayla iç içe geçmiş tarihiyle de eşsiz bir değer taşıdığını vurguladı.

Özkızan, Kıbrıs’ta gerçekleştirilen bir yürüyüşün yalnızca doğa yürüyüşü olmadığını, aynı zamanda tarihin içerisinde yapılan bir yolculuk anlamına geldiğini ifade ederek, “Kıbrıs adası çok kendine özgü bir adadır. Herhangi bir yerde yürüyüş yaptığınızda bu sadece bir doğa yürüyüşü olmakla kalmaz, aynı zamanda tarihin içinde yürürsünüz” dedi.

Ekoturizmin ekonomik değer yaratmasının yanı sıra Kıbrıs’ın farklı bir yüzünü dünyaya tanıtma imkânı sunduğunu belirten Özkızan, adanın yalnızca kumarhanelerle veya sömürü düzeniyle anılan bir yer olmadığını göstermenin önemine dikkat çekti. Özkızan, “Başka bir turizmin mümkün olduğunu göstermek bakımından ekoturizm son derece kıymetlidir. Aynı zamanda doğanın korunmasına ve geliştirilmesine de katkı sağlar” ifadelerini kullandı.

Kıyılara Erişim Anayasal Haktır

Programdaki açıklamalarında “Beleşe Deniz” kampanyasına da değinen Özkızan, kıyılara ve denizlere erişimin anayasal bir hak olduğunu hatırlattı. Anayasa’nın 38. maddesinin kıyıların halkın kullanımına açık olduğunu açıkça ortaya koyduğunu belirten Özkızan, bu hükmün gerek alt mahkemeler gerekse Anayasa Mahkemesi tarafından birçok kez teyit edildiğini söyledi.

Medyanın ve kamuoyunun yıllardır bu konuda hassasiyet gösterdiğini kaydeden Özkızan, buna rağmen vatandaşların anayasal haklarını kullanabilmesini sağlayacak düzenlemelerin hayata geçirilmediğini ifade etti.

“Yüksek Mahkeme Başkanı’nın dahi altını çizdiği bir anayasal hak olmasına rağmen kıyılara erişim konusunda gerekli adımlar atılmıyor” diyen Özkızan, bunun teknik değil siyasi bir tercih olduğunu savundu.

Bu Mesele Kaynak Değil, Siyasi İrade Meselesidir

Özkızan, sağlık, eğitim veya altyapı yatırımlarında hükümetlerin sık sık “bütçe yetersizliği” gerekçesine sığındığını ancak kıyılara erişim konusunda böyle bir mazeretin söz konusu olmadığını belirtti.

“Beleşe Deniz meselesinde devletin ek bir kaynak ayırmasına gerek yoktur. Yapılması gereken yalnızca mevcut yasaların uygulanmasını sağlayacak idari önlemlerin alınmasıdır” diyen Özkızan, bu konunun toplumun çok geniş kesimlerinin üzerinde uzlaştığı nadir başlıklardan biri olduğunu söyledi.

Sağcısı, solcusu, farklı siyasi görüşlerden tüm vatandaşların denizlere ücretsiz erişim talebinde birleştiğini ifade eden Özkızan, buna rağmen hükümetlerin sermaye çevrelerinin çıkarlarını gözeten bir tutum sergilediğini ileri sürdü.

Ormanlarda Yasak İçin Tüzük Çıkarılıyor, Kıyılar İçin Çıkarılmıyor

Özkızan, hükümetlerin kıyılara erişim konusunda sergilediği tutum ile ormanlara erişim konusunda izlediği politikalar arasındaki çelişkiye de dikkat çekti.

“Bir yanda anayasada yer alan kıyılara erişim hakkını hayata geçirmek için gerekli tüzük çıkarılmıyor. Diğer yanda vatandaşın ormanlara erişim hakkını kısıtlamak için tüzük çıkarılıyor” diyen Özkızan, bunun ciddi bir çelişki olduğunu vurguladı.

Ortaya çıkan tablonun halkın yararına olan konularda siyasi irade gösterilmediğini açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Özkızan, kıyıların halkın kullanımına açılması için mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti.

Sertel: Kıyılara Erişim Hakkının Önündeki Engel Yasa Eksikliği Değil, Siyasi Tercihlerdir

Emeğin Gündemi programına konuk olan Yusuf Özgü Sertel, “Beleşe Deniz” mücadelesine ilişkin yaptığı açıklamada, kıyılara erişimin anayasal güvence altında olduğunu ancak hükümetlerin sermaye çevrelerini karşılarına almamak için gerekli adımları atmadığını belirtti.

Kıyılara erişim hakkının hem Anayasa’da hem de Plajların Kullanım ve Denetimi Yasası’nda açık biçimde düzenlendiğini vurgulayan Sertel, yargının da açılan davalarda bu hakkı teyit eden kararlar verdiğini söyledi.

“Anayasa yurttaşların kıyıya erişim hakkını teslim ediyor. Plajların Kullanım ve Denetimi Yasası da aynı vurguyu yapıyor. Mahkemeler de buna uygun kararlar veriyor. Sorun yasada ya da yargıda değil, yürütmede tıkanıyor” diyen Sertel, mevcut düzenlemelerin uygulanmamasının siyasi bir tercih olduğunu ifade etti.

Kıyılar Bugün Büyük Ölçüde Otel, Casino ve İnşaat Sermayesi Tarafından İşgal Edildi

Plajların Kullanım ve Denetimi Yasası’nın belediye sınırları içerisindeki plajların denetimini belediyelere, diğer bölgelerde ise kaymakamlıklara verdiğini hatırlatan Sertel, buna rağmen ilgili kurumların gerekli denetimleri gerçekleştirmediğini kaydetti.

Bu durumun temel nedeninin neoliberal politikalar ve sermaye yanlısı tercihler olduğunu belirten Sertel, kıyıların bugün büyük ölçüde otel, casino ve inşaat sermayesi tarafından işgal edildiğini söyledi.

“Düzen partileri sermaye çevrelerini karşılarına almak istemedikleri için ya bu sorumluluklarını görmezden geliyorlar ya da kıyılara erişim mücadelesini küçümsemeye çalışıyorlar” ifadelerini kullanan Sertel, bugüne kadar görev yapan hükümetlerin sermaye sınıfının çıkarlarından yana konumlandığını savundu.

Erhürman Döneminde Randevu Talebimize Dahi Yanıt Verilmedi

Sertel, Tufan Erhürman’ın Başbakan olduğu dörtlü koalisyon döneminde konuyla ilgili görüşmek amacıyla Başbakanlık’tan randevu talep ettiklerini ancak taleplerine yanıt verilmediğini belirtti.

Anayasa hukukçusu olan Erhürman’ın başbakanlığı döneminde anayasal hakkın açık biçimde ihlal edildiğini söyleyen Sertel, hükümetin o dönemde inşaat sektörünün taleplerine öncelik verdiğini söyledi.

Sertel, “Ekonomik kriz döneminde hükümet inşaat sermayesinin sorunlarını çözmekle meşguldü. Bu yaklaşım, tercihin hangi taraftan yapıldığını açık biçimde ortaya koyuyordu” dedi.

Hazırladığımız Yasa Değişikliği Meclis’te Bekletiliyor

Beleşe Deniz Plajlar Halkındır mücadelesinin, Plajların Kullanım ve Denetimi Yasası’ndaki eksiklikleri gidermek amacıyla bir yasa değişikliği hazırladığını açıklayan Sertel, mevcut yasada denetim yetkisi bulunmasına rağmen uygulanacak yaptırımların net şekilde tanımlanmadığını ifade etti.

Hazırlanan değişiklik önerisinin belediyelere ve kaymakamlıklara doğrudan idari para cezası kesme yetkisi verdiğini belirten Sertel, böylece plajlara girişin engellenmesi, fahiş ücret talep edilmesi veya kıyıların kirletilmesi gibi ihlallerin mahkeme sürecine gerek kalmadan cezalandırılabileceğini söyledi.

Sertel, önerinin Ocak ayında Meclis Başkanlığı’na sunulduğunu ancak aradan geçen aylara rağmen herhangi bir milletvekilinin girişimi sahiplenmediğini belirtti.

“Bir milletvekilinin imzasıyla Genel Kurul gündemine taşınabilecek bir düzenleme olmasına rağmen dört buçuk aydır herhangi bir adım atılmış değil” dedi.

Halk Bu Hakkın Farkında ve Sahip Çıkıyor

Beleşe Deniz mücadelesinin yıllar içerisinde toplumda önemli bir farkındalık yarattığını kaydeden Sertel, halkın artık kıyılara erişimin anayasal bir hak olduğunun bilincinde olduğunu söyledi.

Baraka Kültür Merkezi tarafından başlatılan mücadelenin yıllar içerisinde geniş kesimler tarafından sahiplenildiğini belirten Sertel, yurttaşların yaşadıkları ihlalleri paylaşarak, eylemlere katılarak ve haklarını talep ederek mücadeleye destek verdiğini ifade etti.

“Halk bu meşru talebi büyük oranda sahiplenmiştir. Buna rağmen rejim partileri sermaye çevrelerini karşılarına almamak için gerekli adımları atmaktan kaçınmaktadır” dedi.

Kıyılar Ortak Kullanım Alanıdır, Mücadele Sürecek

Kıyıların ve denizlerin ortak kullanım alanı olduğuna ilişkin anlayışın insanlık tarihinde çok eskiye dayandığını belirten Sertel, günümüzde neoliberal politikalarla birlikte bu ortak alanların sermaye tarafından kuşatıldığını söyledi.

“Kıyılar halkındır. Bugün egemenler plajlara çökmüş durumdadır. Ancak biz mücadelemizi hem plajlarda, hem mahkemelerde, hem de yasama alanında sürdürmeye devam edeceğiz” diyen Sertel, yurttaşlara da haklarına sahip çıkma çağrısında bulundu.

Sertel, kıyılara erişim mücadelesinin yalnızca plajlarla ilgili olmadığını belirterek, “Bu hak mücadeleleri, emekçiler lehine başka bir toplumsal düzen kurabilmenin de öğretici deneyimleridir. Halkımız bu mücadeleye sahip çıkmaya devam etmelidir” ifadelerini kullandı.

Işık: Ormanlar Halkındır, Kamusal Alanlarda Kamp Yapmak Ücretlendirilemez

Patika Doğa Sporları Derneği Başkanı Kemal Işık Emeğin Gündemi programında, Alevkayası’nda düzenledikleri kamp etkinliği sonrasında Orman Dairesi tarafından talep edilen kamp ücretine ilişkin yaptığı açıklamada, uygulamanın hukuki dayanağının tartışmalı olduğunu belirterek, kamusal orman alanlarında kamp yapmanın ücretlendirilmesine karşı mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.

Işık, dernek olarak 6 Aralık tarihinde Alevkayası’nda ücretsiz kamp, yoga ve doğa yürüyüşü etkinliği düzenlediklerini, etkinlik öncesinde de Orman Dairesi’ne yazılı olarak bilgi verdiklerini anlattı. Ancak etkinlikten bir gün önce kendilerine ulaşılarak çadır ve karavan başına ücret talep edildiğini belirten Işık, bu uygulamayla ilk kez karşılaştıklarını ifade etti.

Işık, “Yıllardır aynı bölgede kamp yapıyoruz. Daha önce Orman Dairesi ile temaslarımız oldu, hatta kamp ateşi için odun desteği aldığımız dönemler de oldu. İlk kez kamp yapmak için ücret talep edildiğini duyduk” dedi.

Ne Duyurusu Var Ne De Erişilebilir Bir Mevzuat

Kamp yapmak için izin alınması gerektiğini daha önce hiç duymadıklarını belirten Işık, bu konuda kamuoyuna açık herhangi bir bilgilendirme yapılmadığını söyledi.

“Ne bir duyuru var, ne halka açık bir mevzuat, ne de erişilebilir bir düzenleme. Telefonla aranıp kamp yapabileceğimiz ancak çadır başına ücret ödememiz gerektiği söylendi” diyen Işık, talep edilen ücretin hangi hizmet karşılığında istendiğini sormalarına rağmen tatmin edici bir yanıt alamadıklarını kaydetti.

Kuzey Kıbrıs’ta kamu tarafından düzenlenmiş kamp alanlarının bulunmadığını hatırlatan Işık, esas tartışılması gereken konunun doğa sporlarını teşvik edecek altyapının oluşturulması olduğunu söyledi.

Orman Koruma Faydalanma Tüzüğü Kamuoyundan Gizleniyor

Yaşanan sürecin ardından hukuki araştırma yaptıklarını belirten Işık, Orman Dairesi’nin dayanak gösterdiği Orman Koruma Faydalanma Tüzüğü’ne ulaşmanın dahi mümkün olmadığını ifade etti.

Söz konusu tüzüğün ne ilgili kurumların internet sitelerinde ne de kamuya açık hukuk veri tabanlarında yer aldığını söyleyen Işık, “Vatandaşın bilmediği, ulaşamadığı ve inceleyemediği bir düzenlemeye dayanılarak insanlardan ücret talep ediliyor” dedi.

Tüzüğün 1941 tarihli Orman Yasası kapsamında hazırlandığını, ancak ücret belirleme yetkisinin doğrudan daire müdürüne bırakıldığını belirten Işık, bunun 1985 Anayasası’ndaki harçların yasa ile belirlenmesi ilkesine aykırı olduğunu savundu.

Kamp Ücreti Tüzükte Yok

Yaptıkları incelemede kamp faaliyetleri için herhangi bir ücret tarifesinin tüzükte yer almadığını belirten Işık, kamp ücretlerinin sonradan idari uygulamalarla oluşturulduğunu söyledi.

Işık, “Kamp yapmak için izin alınması gerektiğine ilişkin bir düzenleme var. Ancak kamp ücreti diye bir kalem yok. Buna rağmen izin mekanizması fiilen ücret ödeme şartına bağlanmış durumda” dedi.

Patika Doğa Sporları Derneği’nin gerekli tüm bilgileri içeren dilekçeyle izin talebinde bulunduğunu ve sözlü olarak izin verildiğinin kendilerine bildirildiğini ifade eden Işık, yaşanan sorunun yalnızca ücret talebiyle ilgili olduğunu söyledi.

Kamusal Alanlardan Faydalanmak Suç Değildir

Orman Dairesi yetkilileriyle ve daha sonra Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı ile çeşitli görüşmeler yaptıklarını belirten Işık, ücret uygulamasının kaldırılması yönündeki taleplerinin kabul edilmediğini kaydetti.

Alevkayası Piknik Alanı’nın mevcut durumuna da dikkat çeken Işık, alanın bakım, temizlik ve altyapı açısından ciddi eksiklikler taşıdığını söyledi.

“Elektrik, duş, kullanılabilir tuvalet, düzenli su altyapısı olmayan bir alanda insanlardan ‘ormandan faydalanma ücreti’ adı altında para talep edilmesini kabul etmiyoruz” dedi.

Kamusal orman alanlarının gelir elde etme amacıyla değil, halkın kullanımına açık ortak alanlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Işık, “Ormanlar halkındır. Yapılması gereken ücret almak değil, insanların güvenli ve sağlıklı koşullarda kullanabileceği kamp alanları oluşturmaktır” ifadelerini kullandı.

Sorun Kişisel Değil, Toplumsaldır

Konunun yalnızca Patika Doğa Sporları Derneği’ni ilgilendirmediğini vurgulayan Işık, mücadelelerinin kendilerine ayrıcalık sağlamak amacı taşımadığını söyledi.

“Yarın başka insanlar da kamp yapacak. Sorun bizim ceza alıp almamamız değil. Sorun, kamusal alanların kullanımına ilişkin hukuka aykırı olduğunu düşündüğümüz bir uygulamanın varlığıdır” dedi.

Işık, Tarım Bakanlığı önünde düzenlenen eylem sonrasında Bakanlık yetkilileriyle yapılan görüşmelerde de uzlaşma sağlanamadığını, ardından kendilerine kamp ücreti ve para cezası içeren bir ihbarname gönderildiğini açıkladı.

Haklarımızı Savunmaya Devam Edeceğiz

Patika Doğa Sporları Derneği olarak hukuki ve toplumsal mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Işık, plajlara erişim hakkı için mücadele eden “Beleşe Deniz” hareketiyle dayanışma içerisinde olduklarını da ifade etti.

“Halk kendi haklarına, doğasına, denizine ve ormanlarına sahip çıkmadığı sürece kimse gelip bu hakları bize teslim etmeyecek” diyen Işık, doğanın kamusal niteliğini savunmaya devam edeceklerini söyledi.

Işık ayrıca, son dönemde kamu arazilerinin düşük bedellerle özel şirketlere kiralanması ve ormanlık alanlarda yaşanan tahribatlara da dikkat çekerek, “Ormanlar söz konusu olduğunda sermayeye gösterilen tolerans ile yurttaşlara gösterilen muamele arasındaki çelişki ortadadır. Biz haklı olduğumuza inanıyoruz ve mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz” dedi.

12/06/2026

Bugün TC'nin dayatması olan Koordinasyon Ofisi'ne karşı büyük gençlik direnişi Reddediyoruz'un 10. Yıldönümü. Yorumda mücadeleyi özetleyen bir yazıyı paylaşıyoruz.
...

10/06/2026

Address

Şehit İlker Kartel Sokak, No:3 B, Girne
Kyrenia

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bağımsızlık Yolu Girne posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share